ABD Başkanı Donald Trump, son açıklamalarında ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı açacağını ve İran’ın petrol satışını engellemek için deniz ablukası uygulayacağını söyledi.

Tarih boyunca birçok ülke, ekonomilerini zayıflatmak ve temel ihtiyaçlara erişimlerini kesmek amacıyla deniz ablukalarına maruz kaldı.

Napolyon’un kıta ablukası

1805 yılında Fransız donanmasının İngiliz donanmasına karşı Trafalgar Savaşı’nda yenilmesinin ardından Napoléon Bonaparte, İngiltere’yi işgal etmenin imkansız olduğunu anladı.

Bunun üzerine İngiliz ekonomisini hedef alan Napolyon, Avrupa pazarlarını İngiltere’ye kapatarak Londra’yı izole etmeye çalıştı.

1806’da yayımlanan Berlin Kararnamesi ile İngiltere ile ticaret yasaklandı, İngiliz mallarına el konuldu ve İngiliz limanlarıyla bağlantılı olduğu düşünülen gemilere müdahale edilmesi emredildi. Böylece “Kıta Ablukası” başlatıldı.

Ancak 1812’de Rusya seferindeki yenilginin ardından sistem çözülmeye başladı ve 1814’te tamamen çöktü.

Amerikan iç savaşında Güney’e abluka

Abraham Lincoln’ün başkan seçilmesinin ardından güney eyaletleri Birlik’ten ayrıldı ve 1861’de Amerikan İç Savaşı başladı.

Kuzey eyaletleri, “Anakonda Planı” kapsamında güney limanlarını abluka altına aldı. Amaç, pamuk ihracatını durdurmak ve silah ithalatını engellemekti.

Bu strateji sonucunda güneyde silah ve gıda sıkıntısı yaşandı, fiyatlar yükseldi ve ekonomi çöktü. Abluka, güneyin 1865’te teslim olmasında belirleyici rol oynadı.

I. Dünya Savaşı’nda Almanya ablukası

I. Dünya Savaşı’nın başında Almanya ekonomisi deniz ticaretine büyük ölçüde bağımlıydı. Britanya Kraliyet Donanması, Almanya’yı zayıflatmak için Kuzey Denizi’nde sıkı bir abluka uyguladı.

Tarafsız ülkelerin gemileri dahi denetlenerek Almanya’ya mal ulaşması engellendi. Bu durum, Almanya’da ciddi kıtlık ve yüz binlerce insanın ölümüne yol açtı.

Almanya ise buna denizaltı savaşıyla karşılık vererek İngiltere’ye giden ticaret gemilerini hedef aldı.

Japonya’ya karşı “aç bırakma operasyonu”

1945 yılında ABD, Pasifik Cephesi’nde savaşı hızla bitirmek amacıyla Japonya’ya deniz ablukası uyguladı.

“Operation Starvation” kapsamında ABD uçakları, Japonya’nın ticaret yollarına 10 binden fazla deniz mayını bıraktı.

Bu operasyon sonucunda yaklaşık 670 Japon gemisi yok edildi, asker sevkiyatı aksadı ve sanayi üretimi için gerekli ham maddeler kesildi. Bu durum Japonya’nın teslim olma sürecini hızlandırdı.

İran'ın bu ülkelerden farkı var. Ülke uzun yıllardır yaptırımlar altında olduğu için klasik ekonomilerden farklı bir yapı geliştirdi:

Sanayi ekipmanlarının önemli kısmını içeride üretebiliyor (yaklaşık %60–70)
Savunma ve bazı sanayi sektörleri yaptırımlar sayesinde yerelleşti
Enerji üretimi (özellikle doğalgaz) büyük ölçüde iç tüketimi karşılıyor

İran, özellikle temel üretim alanlarında belirli bir iç kapasiteye sahip. Gıda üretiminin önemli bir kısmını karşılayabilmekte, enerji kaynakları açısından büyük ölçüde kendi kendine yetebilmekte ve bazı sanayi kollarında yerli üretimi sürdürebilmekte. Yıllar içinde geliştirilen “direnç ekonomisi” modeli sayesinde ülke, dış baskılara rağmen sistemin tamamen durmasını engelleyecek bir yapı kurdu. Bu da kısa vadede devletin işleyişinin devam etmesini ve temel ihtiyaçların tamamen kesintiye uğramamasını sağlıyor.

İran’ın bu süreçte tamamen çökmesini engelleyen bir diğer faktör ise jeopolitik ve ticari esneklikleri. Ayrıca İran'ın bu sürece dayanma eşiğiyle dünya ekonomisinin dayanma sınırı farklı. Zaten sınırlı olan petrol akışı da sağlanamazsa Dünya ekonomisini büyük bir kriz bekliyor.

Muhabir: Mehmet Yaman