manşetler

23 NİSAN TÖRENLERİN ÖZETİ: KENDİ DEĞERLERİNE DÜŞMAN, BATI’NIN REZALETİNE HAYRAN!

Geçtiğimiz günlerde düzenlenen 23 Nisan törenleri üzerinden yaşanan son tartışmalar, Türkiye’de Kemalizm’in eğitim sistemi üzerindeki etkisini yeniden sorgulatıyor. Bu yaklaşımın pedagojik sınırları aşarak ideolojik bir yönlendirmeye dönüştüğü ve toplumun inanç ile kültürel kodlarıyla çatışan bir dil ürettiği yönünde tepkiler artıyor.

Abone Ol

23 Nisan törenleri üzerinden yeniden alevlenen tartışmalar, Türkiye’de uzun yıllardır süregelen “resmi ideoloji” meselesini bir kez daha gündeme taşıdı. Eğitim kurumlarında sahnelenen bazı gösterilerde, geleneksel ve dini unsurların “geri kalmışlık” olarak sunulması, Kemalizm’in toplumun değerleriyle kurduğu ilişkinin boyutunu ortaya koydu.

Bir okulda düzenlenen törenlerde, küçük bir çocuğun eline tutuşturulan metinle toplumun tarihi ve dini değerlerinin "çağ dışı" ilan edilmesi sosyal medyada infiale yol açtı.

Tören kapsamında sahneye çıkarılan bir çocuğa ezberletilen metinde; peçe, çarşaf ve fes gibi giysilerin "atıldığı", bunların yerine ise "Batı medeniyetini temsil eden modern elbiselerin getirildiği" ifadeleri yer aldı. Toplumsal ve dini değerleri hiçe sayan ve Kemalizm propagandası yapılan bu kurgu, eğitim kurumlarının asli görevinden ne kadar uzaklaşabildiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerin ardından binlerce kullanıcı, bu durumu "toplumun değerlerine saldırı" olarak nitelendirdi.

SİRTAKİ’Yİ ALKIŞLAYAN CHP, MEHTERE SIRTINI DÖNDÜ

Gaziantep'te düzenlenen törenleri de ana muhalefet partisinin kendi kültürüne olan tahammülsüzlüğüne sahne oldu. Sahneye çıkan Çocuk Mehteran Takımı, CHP’li heyet tarafından skandal bir tavırla protesto edildi.

Mehter gösterisi başladığı sırada, CHP Gaziantep İl Başkanı Vakkas Acar ve beraberindeki partililer, çocuklara arkalarını dönerek gösteriyi protesto etti. Protestonun gerekçesi ise bir hayli düşündürücüydü. İl Başkanı Acar yaptığı açıklamada "Çocuklarımızın saray kültürüne özendirilmesini protesto ediyoruz." ifadelerini kullanarak, en köklü askeri bando geleneğini "saray kültürü" diyerek küçümsemeye çalıştı.

CHP’li heyetin bu tavrı, sosyal medyada ve kamuoyunda "zihniyet karmaşası" olarak yorumlandı. Vatandaşlar, CHP'li belediyelerin ve yöneticilerin daha önce düzenlenen etkinliklerde Yunanların Sirtakisi veya Batı kökenli dans gösterileri sergilendiğinde sergiledikleri "hayranlık dolu" alkışları hatırlattı.

Denizli Zübeyde Hanım Anaokulu’nda da görevli bir kadın, çocuk mehteran takımı gösterisini mehter marşını kapatarak engellemeye çalıştı.

TÖRENE KATILMAYAN KIZ ÖĞRENCİYE DİSİPLİN SORUŞTURMASI

Avukat Yunus Ari, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, bir kız öğrencinin okulda düzenlenen saygı duruşuna katılmak istemediği gerekçesiyle tutanak tutulduğunu ve ailesi hakkında disiplin süreci başlatıldığını açıkladı.

Ari’nin açıklamasına göre olay, 22 Nisan’da bir ilkokulda son ders saatinde yaşandı. Buna göre öğrenci, törene katılmak istemediğini ve dini inancı gereği insan sureti bulunan bir alanda bulunmak istemediğini ifade etti. Aynı açıklamada öğrencinin bayrağa ve İstiklal Marşı’na saygılı olduğunu dile getirdiği de belirtildi.

Avukat Ari, nöbetçi öğretmenin durumu okul yönetimine bildirdiğini, ardından bir idarecinin öğrenciyi kolundan tutarak tören alanına götürdüğünü öne belirtti. Açıklamada bu müdahalenin hukuka aykırı olduğu ifade edilerek, “beden dokunulmazlığının ihlali”, “zor kullanma” ve “görevi kötüye kullanma” gibi suçlamalar dile getirildi.

Ari, olay sonrası öğrenci hakkında tutanak tutulduğunu, babasına yönelik disiplin süreci başlatıldığını ve öğrencinin okuldan uzaklaştırılmaya çalışıldığını duyurdu.

KAYMAKAMA LİNÇ KAMPANYASI

Ankara’nın Ayaş ilçesinde 23 Nisan törenleri üzerinden yeni bir Kemalist linç kampanyası başlatıldı. Ayaş Kaymakamı Muharrem Eligül’ün M.K. anıtına çelenk koyma törenine katılmadığı ve Ayaş Belediyesi basın sorumlusunun tören alanına alınmadığı iddiası, CHP çevreleri tarafından hedef gösterme kampanyasına dönüştürüldü.

Kaymakam Eligül, kendisini hedef alan çevrelere sert sözlerle karşılık verirken, kamu gücünü kullanarak baskı kurma, yolsuzluk ve haraç düzeni gibi başlıklar üzerinden CHP’li belediyelere yönelik göndermelerde bulundu. Açıklamasında Fatih Sultan Mehmet Han’ın türbesine yönelik geçmişteki edepsizliğe de atıf yapan Eligül, “Karanlık çevrelerin şahsıma saldırması da elhamdülillah doğru yolda olduğumun göstergesidir. Aksi halde Allah’ım ben ne günah ettim de bunlar bana muhabbet besliyor diye üzülürdüm” dedi.

Kaymakamlığın açıklamasını Besmele ile başlatması da Kemalist çevrelerin hedefi oldu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, “Devletin çivisi çıktı derken anlatmak istediğimiz tam da buydu” diyerek açıklamanın besmeleyle başlamasını hedef aldı.. Linç öyle bir seviyeye ulaştı ki Kaymakamlık paylaşımı kaldırmak zorunda kaldı.

Gelişmelerin ardından Ankara Valiliği, kaymakamlık tarafından yapılan açıklamayla ilgili inceleme başlatıldığını duyurdu. Valilikten yapılan açıklamada, söz konusu paylaşımın detaylı şekilde değerlendirileceği bildirildi.

Kaymakam Muharrem Eligül imzalı paylaşımın ardından başlatılan inceleme, halk tarafından sert şekilde eleştirildi.

Sosyal medyada ve bazı yorumlarda, “Müslüman bir ülkede Besmele çekmek nasıl tartışma konusu olur?” sorusu öne çıkarılırken, incelemenin gerekçesi sorgulandı.

HÜDA PAR MİLLETVEKİLİ DİNÇ: BATI UÇAK YAPIP BİZİ SARIĞIMIZLA UĞRAŞTIRIYOR

HÜDA PAR Milletvekili Faruk Dinç, yaptığı açıklamada Türkiye’de yürütülen modernleşme anlayışını eleştirdi.

Dinç, açıklamasında, “Batı; uçak, araba ve teknoloji geliştirirken bizi de kendi vatandaşımızın sarığıyla ve tesettürüyle uğraştırarak medenileştirdi” ifadelerini kullandı.

Kemalizm’e yönelik eleştirilerini de dile getiren Dinç, bazı kesimlerin Batı merkezli bir anlayışı benimsediğinibelirtti. Açıklamasında, “Aldatılmak ayrı bir dert, aldatanına aşık olmak apayrı bir dert” diyen Dinç, bu yaklaşımın toplumda bir zihniyet sorununa işaret ettiğini söyledi.

Dinç, “Kemalizm zehrini yutanlar nasıl bir eziklik yaşıyorlarsa...” dedi.

MİL-DİYANET SEN’DEN SERT TEPKİ

Mil-Diyanet Sen Başkanı Celaleddin Gül, yaptığı açıklamada programları üzerinden yürütülen bazı uygulamalara sert tepki gösterdi.

Gül, açıklamasında, “Milli bayramlarda ve 10 Kasım’da İslam dinine ve dini değerlerimize yönelik hakaret içeren söylemlerden artık bıktık. Atatürk, laiklik, çağdaşlık ve Kemalizm adı altında tesettürün ve kutsallarımızın aşağılandığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Eğitim sistemi üzerinden de eleştiriler yönelten Gül, laik ve seküler eğitim anlayışını savunan çevrelerin toplumsal olaylardan ders çıkarmadığını ifade etti. Bazı olaylara atıfta bulunan Gül, “Maneviyatın dışlandığı bir anlayışın sonuçları ortada” değerlendirmesinde bulundu.

Bazı günlerin “bahane edilerek” bazı medya organları tarafından dini değerlere yönelik eleştirilerin artırıldığını belirten Gül, bu duruma karşı artık tahammül kalmadığını dile getirdi.

Kemalizm’in toplumda bir “dayatma” haline getirildiğini söyleyen Gül, “Kemalizm aziz milletimize bir din gibi dayatılıyor. Müslümanlara ve Diyanet gibi kurumlara laiklik ve Atatürk üzerinden baskı kurulmaya çalışılıyor” dedi.

Açıklamasında eğitim kurumlarına da değinen Gül, bazı okullarda düzenlenen törenlere ilişkin iddialar üzerinden Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulundu. Gül, “Küçücük çocukların tören adı altında yanlış uygulamalara maruz bırakıldığına dair iddialar var. Bakanlık bu konuda harekete geçmeli, sorumlular hakkında gerekli işlemleri yapmalıdır” ifadelerini kullandı.

DİNDAR NESİL HEDEFİNDEN KENDİNE DÜŞMAN NESLE

23 Nisan törenlerinde sahnelenen, dini kıyafetlerin "atılması gereken birer yük" gibi tasvir edildiği görüntüler, aslında çok eski ve derin bir travmanın güncel bir tezahürü. Bu sahneler, bizi 2009 yılında Malatya’da bir köyde yaşanan ve ilk bakışta "absürt" görünen o meşhur vakaya götürüyor. Okul bahçesindeki büstü kıran "İnek Gülsüm" ve sahibinin yaşadığı sürgün korkusu.

Malatya’daki o hadisede, sahibinin elinden kaçan bir ineğin kazara bir büstü devirmesi, devlet mekanizmasını adeta teyakkuza geçirmişti. İneğin sahibi, "koruma kanunları" ve ideolojik baskı nedeniyle hapse girme veya ağır yaptırımlara maruz kalma korkusuyla hayvanını başka bir köye göndermek zorunda kalmıştı. Bu durum, o dönem sadece bir mizah konusu değildi; aslında "Kemalist sopanın" vatandaşın zihninde, ahırına kadar nasıl bir korku iklimi oluşturduğunun trajik bir özetiydi. Bir hayvanın doğal hareketinin dahi "ideolojik bir saldırı" olarak algılanabildiği bu iklim, bugün okullarda çocukların eline tutuşturulan metinlerle form değiştirerek devam ediyor.

Toplumun büyük bir çoğunluğunun inançlı olduğu, muhafazakar değerleri benimsediği bir ülkede, eğitim sisteminin hala çocuklara "çarşafı ve fesi" birer karanlık simgesi olarak pazarlaması ciddi bir sosyolojik kırılma olarak değerlendiriliyor. Sahneye çıkarılan o küçük çocukların, peçe ve çarşafı "çağ dışı" ilan ederek küçümsemeleri o çocukların bilinçaltına ekilen bir nefret tohumudur.

Kendi ninesinin örtüsünü sahnede bir "karanlık" sembolü olarak aşağılayan bir çocuk, yarın sokağa çıktığında tesettürlü bir vatandaşa hangi gözle bakacak? Bu pedagojik cinayet, toplumun bir kesimini diğerine karşı sistemli bir şekilde "ötekileştirme" projesinin bir parçası olarak görülüyor.

Türkiye’de yıllardır bir "çağdaşlaşma" sopası olarak kullanılan Kemalizm, bugün gelinen noktada sadece halkın değerleriyle değil, dünyanın gerçekleriyle de büyük bir tenakuz yaşıyor. 23 Nisan törenlerinde küçük çocukların eline tutuşturulan metinlerle; çarşafın, fese ve peçenin "karanlık" olarak nitelenip Batı tarzı kıyafetlerin "aydınlık" dayatması "medeniyet" diye sunulan Batı’nın kendi içinde büyük bir ahlaki ve insani enkaz altında kaldığı bir dönemde yapılıyor.

"Çağdaş uygarlık" diye çocuklarımıza örnek gösterilen Batı medeniyeti, kendi içinde Epstein skandalları gibi devasa bir çürümenin pençesinde kıvranıyor. Küresel elitlerin dahil olduğu çocuk ticareti ağları, canlı insan pazarları ve her türlü sapkınlığın kurumsallaştığı bir düzen, bizzat Batı’nın kendi vicdanlı insanları tarafından "vahşet" olarak ifşa edilirken Türkiye’de medeniyeti sadece kıyafet ve balolardan ibaret sanan yerli "gardırop devrimcileri" ise, bu kanlı ve karanlık tablodan bihaber, hala kılık kıyafet üzerinden üstünlük taslamaya devam ediyor.

Halkın inancını, tarihini ve giyimini "modernleşme önünde engel" gören bu azınlık tahakkümü, eğitim sistemini bir "ideolojik laboratuvar" olarak kullanmaya devam etmesi tepki çekiyor. Türkiye’nin, çocuklarını kendi medeniyetine düşman eden, Batı'nın kokuşmuş değerlerini "aydınlık" diye pazarlayan bu "sopalı modernleşme" anlayışından kurtulmak zorunda olduğu belirtiliyor. Aksi halde, ruhu kendi toprağına yabancılaşmış nesillerin yarattığı kültürel boşlukta toplumsal çözülmenin kaçınılmaz olduğu vurgulanıyor.