Yorgun zihin ve yorgun bedenin mola zamanı

Abone Ol

İnsan, yaratılışı itibariyle hem maddi hem de manevi yönleri olan bir varlıktır. Bir yanda topraktan gelen ve biyolojik ihtiyaçlarla şekillenen maddi beden, diğer yanda ise Allah Teâla’nın “Ona ruhumdan üflediğim” (Hicr 29) dediği, ilahi bir nefesle can bulan ve sonsuzluğa meyleden manevi ruh. Bu iki yön arasında kurulacak denge ile ancak huzur ve selamete kavuşabiliriz. Ne yazık ki her şeyin dengesini bozduğumuz gibi bu hassas terazinin de dengesini bozmuşuz. Maddenin manaya, hızın huzura galip geldiği, hepimizin şikâyetçisi olduğu bir devirde yaşıyoruz.

Geçenlerde sosyal medyada bir animasyona rast geldim. Adamın kafasının içi çamaşır makinası gibi çalışıyordu. Gerçekten de çağımızın yoğun temposunda zihinlerimiz, kafamızın içi durmaksızın çalışan bir çamaşır makinası gibi dönüp duruyor. Türlü türlü düşünceler, bitmek bilmeyen bildirimler, endişeler, korkular, sonu gelmeyen hedefler, plan projeler, hayaller, bitmek bilmeyen değil 70 yıllık ömrümüze Nebi Nuh’un (Aleyhisselam) ömrüne sığmayacak ihtiraslar gece gündüz kafamızın içinde tur atıyorlar.

Eğer sindirim sistemimizin animasyonu da yapılsaydı çok ilginç görüntüler ortaya çıkacaktı. Midemiz de yıl boyu, türlü türlü yemeklerle savaşarak iyi bir performans sergiliyor. Gerek zihnimiz gerekse bedenimiz bu aşırı yüklenme altında ister istemez yıpranıyor. İkisinin de bir dinlenmeye bir arınmaya ikili bir dinlenmeye ihtiyacı var artık. İşte tam bu noktada, hem zihnin o gürültülü çarklarını durduracak hem de bedenin yorgun dişlilerini dinlendirecek ilahi bir mola zamanına ihtiyacımız var. Bu ikisine de güzel bir zemin hazırlayan mübarek Ramazan ayı hayırlısıyla kapımızı tekrar çalacak.

Yüce Rabbimiz Bakara 183’te: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı ki takvaya eresiniz.” Takva, bilindiği üzere Allah korkusuyla günahlardan, kişinin kendisine ve çevresine vereceği zararlardan sakınmak, nefsin taşkınlıklarını, zihnin kontrolsüz dağılımını dizginlemek ve kalbi temiz tutmaktır. İşte oruç, tam da bu noktada devreye girer. Sadece mideyi değil, bütün azaları kontrol altına alır. Nefis kendisini bağımsız sanır. Ramazan orucu bir ay boyunca yakasından tutup birçok arzularını frenler ve ona bağımsızlığın sınırlarını ezan vakitleri gibi 18.03, 18.58 gibi dakika dakika belirler. Nefis, böylece aczinin farkına varır.

Bu mübarek ayda midemiz kendine gelirken zihnimiz de kendine gelir. Ramazan ayı, midemiz üzerinde kontrolü sağlarken zihinsel bir arınmaya da ortam hazırlar dedik. Oruç sayesinde insan, yeme içme gibi bedeni meşguliyetlerden bir süreliğine uzaklaşırken bu durum onu tefekküre, muhasebeye ve içe dönüşe yöneltir.

Bu ayda yapılan ibadetler, sadece bireysel bir arınmayı değil, toplumsal bir duyarlılığı da güçlendirir. Açlığın ne demek olduğunu bizzat tecrübe eden insan, yoksulun halinden daha iyi anlar, infak ve paylaşma bilincine varır. Bu yönüyle Ramazan, bireyi olduğu kadar toplumu da onaran bir rahmet iklimidir.

Kur’an-ı Kerim’in bu ayda nazil olmaya başlaması da tesadüfi değildir. Ramazan, Kur’an’la daha yoğun bir bağ kurulan, kalplerin ilahi hitaba daha açık ve daha müsait hale geldiği bir zaman dilimidir. Ramazan’ın faydalarını anlatmak için elbette ki bir makale yeterli bir zemin değildir. Ramazan’ı dolu dolu geçirmesek bile, aç kalırken bedenimize farklı bir ayda olduğumuzu nasıl hissettiriyorsak, düşünce ve tefekkürle ruhumuza da bir farklılığı hissettirmeliyiz.

Yorgun bir zihnin ve yıpranmış bir bedenin en güzel şifası olan bu mübarek aya kavuşurken, her birimizin bu rahmet ikliminden nasibini almasını temenni ediyorum. Dualarımızda samimiyetin, soframızda bereketin ve kalbimizde huzurun daim olması dileğiyle hepinize hayırlı, huzurlu bir Ramazan diliyorum.