Yetim Çocukların Hesabını Kim Verecek?

Abone Ol

Modern zamanların en ağır imtihanlarından biriyle karşı karşıyayız: sessizliğe mahkûm edilmiş on binlerce çocuğun dramı… İki yılı aşkın süredir devam eden saldırıların ardından, resmi verilere göre bile en az 40 bini aşkın çocuk yetim kaldı. UNICEF bu rakamları açıklıyor; fakat herkes biliyor ki bu sayılar gerçeğin yalnızca görünen yüzü. Sayılara sığmayan, istatistiklere yansımayan bir acı var: Her biri yarım kalmış hayatlar, bölünmüş aileler ve susturulmuş çocukluklar…

Yetimlik, sadece anne ve babayı kaybetmek değildir. Yetimlik; güven duygusunun, aidiyetin ve geleceğe dair umudun da yitirilmesidir. Bir çocuğun omuzlarına, kaldırması mümkün olmayan yükler bindirilmesidir. Bugün Gazze’de, Filistin’de ve çatışma bölgelerinde binlerce çocuk, hayatta kalma mücadelesi verirken aynı zamanda kardeşlerine ebeveyn olmaya çalışıyor. O küçücük eller, oyuncak tutması gerekirken sorumluluk taşıyor. Bu, yalnızca bir trajedi değil; insanlığın ortak vicdanında açılmış derin bir yaradır.

Daha da sarsıcı olan ise bu dramın karşısındaki küresel sessizliktir. Dünya, bu çocukların çığlıklarını duyuyor mu, yoksa duymamayı mı tercih ediyor? Uluslararası kurumlar, çocuk haklarını savunma iddiasında bulunurken, bu çocuklar neden korumasız bırakılıyor? Yoksa çocuk hakları, coğrafyaya ve kimliğe göre mi anlam kazanıyor?

Katil siyonistler öldürmeye doymuyor. Katil israilin sözde Meclisi (Knesset) 31 Mart 2026 tarihinde Filistinli esirlerin idam edilmesini onaylayan yasayı kabul etti. Ve esirlerin dört bin civarındakileri daha çocuk!

Çocukları koruyamayan bir dünya!!!

On binlerce Filistinli esirin, aralarında çocukların da idam edileceğine dair söylemler, sadece hukuki değil, ahlaki bir çöküşün de göstergesidir. Bir çocuğun hangi suçu, onu idamla yargılanabilir kılar? Hangi gerekçe, bir çocuğun hayatını elinden almayı meşrulaştırabilir?

Bu noktada mesele, sadece bir siyasi tartışma ya da bölgesel bir çatışma değildir. Bu, insanlığın kendi değerleriyle yüzleşme meselesidir. Eğer bir dünya, çocuklarını koruyamıyorsa; eğer masumları savunamıyorsa o dünyanın medeniyet iddiası sorgulanmalıdır. Çünkü medeniyet, en zayıfı koruyabildiği ölçüde anlamlıdır.

Peki, çözüm nedir?

Yetim kalan bu çocuklar, yalnızca bugünün mağdurları değil; aynı zamanda yarının toplumlarını şekillendirecek bireylerdir. Travma ile büyüyen bir neslin, sağlıklı bir gelecek inşa etmesi beklenebilir mi? Psikolojik yıkım, sadece bireysel bir sorun değil; toplumsal bir krizin habercisidir. Bu çocukların yaşadığı acılar görmezden gelindikçe, gelecekte daha derin yaralar açılması kaçınılmaz olacaktır.

Öncelikle, insani yardım mekanizmaları güçlendirilmeli, yetim çocuklara yönelik uzun vadeli destek programları oluşturulmalıdır. Eğitim, psikolojik destek ve güvenli yaşam alanları sağlanmadan bu çocukların hayata tutunması mümkün değildir. Bu, sadece bir yardım meselesi değil; bir sorumluluktur.

Uluslararası toplumun samimi bir irade ortaya koyması gerekir. Hukukun üstünlüğü, sadece güçlüler için değil; en savunmasız olanlar için de işletilmelidir. Savaş suçları, kim tarafından işlenirse işlensin, bağımsız mahkemelerde yargılanmalıdır. Adalet, seçici değil evrensel olmalıdır.

ABD ve israil geçmişten günümüze yaptıkları birçok savaş suçları ve yaşattıkları vahşetten dolayı yargılanmalıdır.

Ancak en önemlisi, sessizliğin kırılmasıdır. Çünkü sessizlik, zulmün en büyük destekçisidir. Her suskunluk, haksızlığı biraz daha güçlendirir. Her görmezden gelme, bir çocuğun daha unutulmasına neden olur.

Bugün sorulması gereken soru şudur: Bu çocukların hesabını kim verecek? Ve daha da önemlisi, bizler bu hesabın neresindeyiz?

İnsan olmayan ve insanlık değerlerini hiçe sayan Siyonistler Filistin'den silinmeyene kadar bu vahşet ve katliamlar sürecektir.

İnsanlık, tarih boyunca pek çok sınavdan geçti. Ama belki de en zor olanı, masumları koruyabilme sınavıdır. Eğer bu sınavda başarısız olursak, geriye sadece utanç kalacaktır.

Ve o utanç, en çok yetim çocukların gözlerinde yankılanacaktır.