• DOLAR 16.783
  • EURO 17.497
  • ALTIN 976.05
  • ...
SON DAKİKA

Öncelikle Dr. Rıza Nur’un kimi olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Rıza Nur (1879, Sinop - 1942, İstanbul)

“II. Meşrutiyet'in ilanı ile açılan Osmanlı Meclis-i Mebûsan'ının ilk döneminde ve 1. ve 2. Dönem TBMM'de Sinop milletvekilliği yaptı, TBMM tarafından seçilen I. İcra Vekilleri Heyeti içinde Türkiye'nin ilk Eğitim Bakanı sonra Sağlık Bakanı oldu.

Moskova Antlaşması ve Lozan Antlaşması müzakerelerine İnönü’den sonraki ikinci kişi olarak katıldı.

Daha sonra ise çeşitli bakanlıklarda görev alan Rıza Nur kısa bir süre sonra Mustafa Kemal ile ters düşmüş ve ‘Can Güvenliğim Kalmadı’ diyerek 1926 yılında Türkiye'yi terk etmiştir.

Osmanlı’nın son dönemlerinde ön plana çıkan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında ‘Saltanat’ın kaldırılması için yasa teklifini veren ve Laikliğin ilanı için canhıraş çalışan kişidir.

Tabi bu kadarla sınırlı olsa KURUCU AKIL kendisinden rahatsız olmazdı. Rıza Nur, Cumhuriyetin kurucuları arasında olmakla kalmamış; İlk Eğitim Bakanı olarak tarihe geçmiş, akabinde Sağlık Bakanlığı ve birçok bakanlıkta vazifeler görmüştür.

Rıza Nur’la ilgili asıl önemli meseleler Mustafa Kemalle yaşadığı polemikler, Lozan Anlaşması ile ilgili (Hatıratında) yazdıkları ve daha sonra hatıratında belirttiği şu manzaradır:

İzmir Suikastinden sonra “Muhalifler sokaklarda öldürülüyordu, Mustafa Kemal’in muhalifleri sokaklarda  kim vurduya gidiyordu...”

Rıza Nur, Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Kazım Karabekir ile birlikte Cumhuriyetin temellerini atmış, sonraki yıllarda “Hepsinin akıl hocası olduğunu” iddia etmiş.

Bu tarz iddialarından dolayı koyu Kemalistler, yüce atalarına toz konduramadıkları için Rıza Nur’u ‘Deli’ ilan ederler.

İlginçtir, Rıza Nur da Mustafa Kemal’in ‘Nutuk’ isimli eserinin birçok yerinde uydurma-abartı ve yalan olduğunu belirtir.

Neyse; Rıza Nur, 1926 yılında yaklaşan suikast kokusunu hissetmiş olacak ki çareyi yurt dışına kaçmakta bulur.

Fransa’da kaldığı yıllarda ‘Türk tarihi ve Türkoloji’ alanında çalışmalar yapar.

1935 yılına gelindiğinde meşhur “Hayat ve Hatıratım” isimli 4 ciltlik eserini yazarak British Museum’a gönderir.

Rıza Nur Mustafa Kemal’in ölümü üzerine Aralık 1938'de Türkiye'ye tekrar geri döner ve Türkçü dergilerde çalışıp Türkçülük hakkında yazılar yazar.

Rıza Nur bu yeni dönemde yazılarında; başta M. Kemal ve Kazım Karabekir olmak üzere birçok devlet yetkilisinin yeterince Türkçü olmadığından yakınır. İnönü'yü betimlemek için Kürt, Rauf Orbay'ı betimlemek için Abaza gibi etnik sıfatlar kullanır. Salih Bozok'a Arnavut diyerek aşağılayan Rıza Nur, Fevzi Çakmak için ise sıklıkla kuzu paşa tabirini kullanarak küçümser.

Geri geldikten 1942 yılındaki ölümüne kadar kimse ona ilişmez kimse onu bir şeyle itham etmez.

Çocuğu bulunmayan ve Nihal Atsız'ın manevi babası olarak anılan Rıza Nur’un mezar taşında; ‘Türklük için yaşadı, Türklük için öldü’ diye yazılır.

Hayatını Türklüğe adamış bir insan olan Rıza Nur için 1938-1942 yılları arası kimseden ses çıkmadı.

Ancak ne hikmetse bugünlerde koyu Kemalistler, aniden uyanmış gibi ‘Rıza Nur’un bir İngiliz Casusu olduğunu söylemeye başladılar.

İlginçtir son günlerde Kemalistler yeniden Mustafa Kemal güzellemeleri yapıyor ve büyük kurtarıcı edebiyatıyla anlatıyorlar.

Haliyle Rıza Nur’un bu eseri de gündeme geliyor.

Eser, British Museum’dan almayı başaran tarihçi Kadir Mısırlıoğlu tarafından 1967 yılında neşredilir. Kitap, 1967 tarihinde tek cilt olarak ve sansürlü bir şekilde yayımlanmış olmasına rağmen ‘5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’ kapsamında toplatılır. Sonraki ciltleri için de toplatma kararı verilir.

Rıza Nur’un M.Kemal hakkında yazdıkları; “Alkolik olduğu, zafer kazanmadığı, Osmanlı’nın son demlerinden beri Almanlarla işbirliği yaptığı...” gibi söylemler Kemalistleri bihayli kızdırmakta.

Yıllarca ona “Deli” dediler olmadı şimdi de “İngiliz Ajanı” yaftası vuruyorlar.

Bunlar doğru mu değil mi bilinmez.

Ama biraz da onun iddialarına bakılması gerekmez mi?