• DOLAR 16.326
  • EURO 17.419
  • ALTIN 968.922
  • ...

Bir süre önce Sezen Aksu nam şöhret şahıs bestelemiş olduğu bir parçasında Hz. Adem ile Hz. Havva’ya çirkin hakaretlerde bulunmuş, sosyal medyadan ve İslami kesimlerden tepkiler almıştı.

Gösterilen tepkilere karşı ilk karşı tepkiler ilginç bir şekilde Laik-Kemalist cenahtan önce (bazı sözde) ilahiyatçılardan gelmişti.

Bazı duyarlı Müslümanlar bu hadsizliğe basın açıklamaları ve mahkeme başvuruları ile karşılık verirken Hilafetin geri getirilmesi gerektiğini belirten Ankara Melike Hatun Cami İmamı Halil Konakçı, Bursa’da verdiği bir vaazde Kemalistlerin bam teline dokunarak "Bu dini sahipsiz bıraktılar, kafalarına göre at koşturmaya başladılar. Ne Hz. Meryem'e, ne Adem'e ne Havva'ya, ne Resullullah Aleyhisselam'a, ne şeriata, ne Kur’an'a, ne başörtüsüne, ne çarşafa, ne sarığa, ne minareye kimse konuşamazdı. Biz o makamı geri istiyoruz arkadaş. İslam adına istiyoruz" tepkisini dile getirdi.

Devletin tepesindeki Erdoğan da bu hadsizliğe “Dilini koparırız” şeklinde tepki gösterince Laikler-Solcular-Kemalistler- Liberaller-Demokratlar...bilumum zevat-ı acaib yerli ‘Yedi düvel’ misali yekvücut olup Müslümanların kutsallarına saldırmaya başladılar.
Sosyal medyayı kirli fikirlerinin çiftliği gibi kullanan bu cenah, İslami Değerlere saldırırken tekrar tekrar hakaret etmekten geri durmuyorlar.

Normalde “Bir hata olmuş veya sözler çarpıtıldı ya da yanlış anlaşıldı...” tarzında ifadeler kullanarak ortalığı yatıştırabilirlerdi.

Ancak görünen o ki onlar ‘Damarlarındaki asil(!) kandan’ ve İslam’a karşı rahatça buldukları küresel destekten ötürü direkt saldırıya geçmeyi yeğlediler.

Bu popüler cenahın Sezen Aksu’nun arkasında saf tutması ve çekinmeden bir savaş başlatmaları; acaba birileri Müslüman toplumun içine yerleştirdiği ‘Truva Atlarını’ harekete mi geçirdiler yoksa bu Truva Atlarını ayyuka çıkararak feda mı ediyorlar? Diye sorulmasına yol açtı.

Öyle ya, birçoğunu Selanik kökenlilerin oluşturduğu bu cenah ‘ELBİRLİK’ kültür ve sanat camiasını ele geçirip kendilerini bu toprakların asli değerlerinin bir parçası olarak kabul ettirmişler.

Gelinen noktada böyle bir savaşa girişmelerinin arkasında ne var?

Doğrusu merak edilmiyor değil.

Hani FETÖ’den dem vurup; 40 yıllık emeklerini bir gecede heder ettikleri söyleniyordu ya!

Bu mesele de biraz ona benziyor sanki.

Özzellikle C. Başkanı Erdoğan’ın topa girip açıklama yapmasını beklercesine 203 (Sözde) sanatçı hemen bir yazı kaleme alıp bir metin imzalıyorlar.

Ya da hazır gelen metne direkt imza atıyorlar, orası bir sır.

İmza atanlar arasında kimler var kimler.

Daha doğrusu kimler yok ki?

İmzası olmayanlar da değişik platformlarda Sezen Aksı’ya gösterdikleri perestijle desteklerini yani mevzilerini belli etmişler.

Ne diyorlar bu metinde;

'Koparılmak' istenen dil Anadolu’nun kadim halklarının dilidir. Pir Sultan’ın, Yunus Emre’nin, Karacaoğlan’ın, Köroğlu’nun, Âşık Veysel’in, Sinem Bacı’nın, kısacası binlerce yıldır bizi temsil eden, sevinçlerimizi, üzüntülerimizi, ağıtlarımızı söylediğimiz dildir...“Koparılmak” istenen dil, özgür sanatın dilidir.”

Dikkat edilirse metinde geçen örneklerin seçiminde de yine bir hinlik var.

Seçilen isimlerin çoğu Alevi kökenli ozanlar, şairler, alimler...

Bu manzaradan çıkan görüntü kısaca şudur denilebilir mi acaba?

‘Bu ülkede laiklik üzerinden kaos çıkarmak isteyen SABETAİSTLER, kollarına Alevileri de takarak yol yürümek istiyor!’

Tabii bu cenahın tepkisi bir metin imzalamakla da kalmadı.

Sol-Kemalistler’den Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) mahkemeye başvurarak hem Erdoğan’dan hem de Cami İmamı Halil Konakçı’dan ‘Laiklik’ adına davacı oldu.

İlginç değil mi?

Hem suçlu hem güçlü olmayı nasıl da başarıyorlar.

Oysa ne demişti bir Rehber;

“Suçlu güçlü olamaz!”

Netice-i Kelam;

İnançlı insanlar, en az bu şımarıklar kadar ‘Yekvücut’ olmayı başarmadıkça suçlunun güçlü oluşuna ve hakaret görmeye mani olamazlar.