• DOLAR 8.385
  • EURO 10.123
  • ALTIN 480.74
  • ...

-Pervin Buldan’dan Çözüm Süreci İfşaları

2013’te kiminin adına ‘Yıkım Süreci’ dediği ünlü “Çözüm Süreci” start aldı.

Süreci ve aktörleri aşağı yukarı herkes biliyor.

Daha doğrusu bildiğini sanıyor.

Niye mi?

Çünkü her gün ortaya çıkan yeni bir ifşa gerçeğin böyle olmadığını gösteriyor.

Çözüm süreciyle ilgili son ifşa bu süreçte İmralı ve Kandil arasında mekik dokuyarak aktif rol alan Pervin Buldan’dan geldi.

Buldan, Gara hadisesinden sonra sıkışan partisine ve PKK’ye nefes aldırmak için “Gizli kalması gereken” bilgileri sızdırmakla tehdit ediyor.

Hem de ne bilgiler!

Pervin Buldan;

“Çözüm sürecinde bize vaat ettiklerinizi yeri ve zamanı geldiğinde ayrıca paylaşacağız. Bunun böyle bilinmesini tarihe not düşüyorum. Çözüm sürecinde bizlere partimize heyetimize neler vaat edildi, nelerin yapılacağını yeri ve zamanı geldiğinde açıklamazsak namerdiz.” diyerek iktidarı tehdit ediyor.

Doğrusu vatandaş olarak kapalı kapılar arkasında neler konuşulduğunu merak ediyoruz.

-Acaba HDP/PKK’ye bir özerklik sözü mü verildi?

-Kürdistan bölgesi bir bütün olarak bu yapının inisiyatifine mi bırakıldı. Öyle ki bölgede bu yapı Stalinist uygulamalara hiç vakit kaybetmeden geçiverdi.

Umarım Pervin Buldan, sular durulduğunda “Namerd!” sözünü unutmaz da ifşasını tamamlayıp bizi meraktan kurtarır.

Bu arada;

Sahi İmralı’ya ve Kandil’e devlet izni ve desteği ile giden HDP heyetinin fotoğraflarını kim çekti?

Belki daha da önemlisi kim ne amaçla yayınladı?

Daha kaç fotoğraf var?

Bu fotoğraflar mahkemede delil olarak kullanılacak mı?

-Suriye Saldırıları

ABD ile İran arasındaki çekişmenin geçmişi 42 yılı buluyor.

Son dönemlerde tırmanan gerilimin başlangıcı ise Suriye’deki iç savaşla birlikte İran’ın sahip olduğu etki ve buraya konuşlandırdığı iddia edilen ‘Tugayların faaliyetleridir.’

Kasım Süleymani suikasti ile karşılıklı olarak başlayan fiziki saldırılara dün ABD’nin Suriye’deki İran’lı milislere ait olduğu söylenen binalara yönelik saldırısı takip etti.

Aslında bu saldırı, iki hafta önce Uluslararası kamuoyunda büyük tepki çeken Erbil saldırısına karşılık olarak yapıldı.

16 Şubat’ta paravan bir isim kullanan birileri Erbil’deki Amerikan askeri üssüne füzeli bir saldırı düzenlemiş, saldırıda sadece sözleşmeli bir ABD personeli ölmesine rağmen siyasi yankıları çok büyük olmuştu.

Neçirvan Barzani, başkent Erbil’e yönelik saldırıyla ilgili tehdidin BM ve BMGK tarafından ciddiye alınması gerektiğini söylemiş, siyasi gözlemciler; bu saldırıyı ‘Haşdi Şabi’nin Kürdistan’da güç gösterisi’ olarak okumuş ve ‘Özerk yapı için bir tehdit’ görmüşlerdi.

Pentagon sözcüsü Kirby, Suriye’ye yapılan hava harekatıyla ilgili; bu saldırının son zamanlarda Erbil ve Bağdat'ta düzenlenen roketli saldırılara karşılık olduğunu belirtirken; "Özellikle de bu saldırı Ketaib Hizbullah ve Ketaib Seyyid el Şüheda dahil İran destekli grupların sınır kontrol noktasında bulunan birçok tesisini yok etti" ifadelerini kullanırken

ilgili soruya yanıt veren ABD Başkanı Joe Biden ise saldırının İran'a mesaj niteliğinde olduğunu kaydederek, "Onlara 'Cezasız kalacak şekilde hareket edemezsiniz, dikkatli olun' mesajı verdik" diyor.

Saldırının DAEŞ karşıtı koalisyon ülkeleri ile danışılarak yapıldığını anlatan Kirby, bunun Irak ve Suriye'deki genel durumu tırmandırmamak için orantılı bir şekilde icra edildiğini kaydetse de bu karşılığın Irak yerine Suriye’de vermeyi tercih etmelerinin sebebini anlatmıyor.

ABD’nin Bağdat’taki Yeşil Bölge’de bulunan elçiliği ve askeri üssü füzeler için yolgeçen hanına dönmüş, yetmedi Erbil’deki korunaklı üssü füzeyle vurulmuşken neden Suriye’den cevap veriliyor?

Bunun cevaplarını kısaca belirtirsek;

-ABD, her şeyden önce Siyonist işgal rejiminin tezleri doğrultusunda hareket ederek İran’ın Suriye’den çıkarılması gerekliliğine odaklanıyor.

-ABD, Biden’ın gelişiyle yeniden Küresel arenaya döndüğünü ve Suriye’deki çıkarlarını koruyacağını ilan ediyor.

-Ayrıca İran’a Suriye üzerinden karşılık verilmesi Suriye Savaşının yeni bir döneme evrileceğine işaret ediyor.