• DOLAR 6.163
  • EURO 6.726
  • ALTIN 326.86
  • ...

Konuyla ilgili sıralı yazımızın ilkini şöyle bitirmiştik:

İslam ve siyaset konusunda siyasetin dinde olmadığı, dinin siyasetle işinin olmadığı üzerine yapılan konuşma, tartışma, çalışma ve yazılan yazılar abesle iştigal etmektir.

Doğrusu şu soruya hakkıyla cevap vermek gerekir:

‘Din mi siyasete alet edilmeli yoksa siyaset mi dine alet edilmelidir?’

Din asıl ve esas olduğu için hiçbir şeye alet ve feda edilemez; aksine mal, can, imkân, makam, eğitim ve siyaset gibi hayati hususlar dinin hizmetine verilir ve din için bu araçlardan meşru bir şekilde istifade edilir.

Hz. Muhammed aleyhi selam 610 yılında peygamber olur. O esnada Mekke toplumunda varlıklı ve etkili bir tüccar kesimi vardı. Peygamberimiz aleyhi selam böylesi bir toplumdaki yetim, fakir, kadın ve köle gibi sosyo-ekonomik yönden zayıf ve ezilmiş sınıfları güçlendirecek içtimai bir ıslahatı gerçekleştirmeyi amaçlamıştır. Hem peygamber hem de muhalifleri şunu çok iyi biliyordu; böylesi sosyal bir ıslahat ve inkılap siyası bir güç ister. Mekke ekâbirlerinin çoğu bunu bildikleri için Peygamberimiz aleyhi selama tez elden hasım kesilmiş ve muhalefet etmiştir.

Hz. Peygamber aleyhi selamın Kureyş’in büyük kabilelerinden Beni Haşim'den olması da ayrıca bir muhalefet nedeni olmuştur; çünkü Mekke’nin diğer etkin kabileleri Muhammed aleyhi selamın siyası bir lider olarak kabul edilmesi halinde Beni Haşim'in siyasi aktör olacağı korkusu taşıyordu. Bu sebeple onlar Hz. Peygamber'i mutlak siyasi-dini lider olarak kabul etmekten çok ona, Mekke'nin karar mercii olan şehir meclisinde ağırlıklı bir görev önerirler; ama O aleyhi selam bunu reddeder. Mekke'nin zengin tacirleri fakir ve zayıf taraftarlarını başından savması şartıyla onun peygamberliğini kabul edeceklerini teklif ederler. O aleyhi selam bunu da reddeder; çünkü Kur'an'ı Kerim böylesi teklifleri kınamış ve Peygamber (S.A.S.)'ı onlara karşı uyarmıştır.

Medineli Ensar’ın daveti üzerine Peygamberimiz 622 yılında Medine'ye hicret eder ve ilk önce Medine’nin dini-siyasi liderliğini üstlenir. Muhammed aleyhi selam, bu liderlikle artık tek olan Allah'a ibadet ve tebliğ etme, fakirlerin durumunu iyileştirme, onların müzmin borçlardan kurtarma, düşmana karşı savunma oluşturma ve diğer sosyal hizmetleri geliştirmeyi daha rahat ve etken yapacaktı/yaptı. O aleyhi selam, bu siyasi mekanizma vesilesiyle hali vakti yerinde olanlardan zekât alma, kadınlara mirastan pay verme, evlilik ve boşanmayı düzenleme vs. gibi hususları ihtiva eden sosyal ıslahat planlarını da gerçekleştirebildi. Barış antlaşmaları imzaladı, savaşları idare etti, yasama vazifesini yürüttü. En yüksek hâkim olarak davaları karara bağladı. 630 yılında Mekke'yi karşı koymaksızın teslim aldı ve kabile, ülke temsilcilerini kabul etti. Peygamberimiz aleyhi selam 632’de vefatı öncesi bütün Arap yarımadasına hükmeden bir peygamberdi. Aslında bu özet, peygamberi idaredeki "din ve devlet" münasebetini açıklar. Burada amaç dinle devletin kardeşliği veya her ikisinin işbirliği yaptığını söylemek değildir.

İslam’a göre devlet, tek başına hiçbir şey değildir: ancak İslam’ın önerdiği ahlaki ve manevi değer ve ilkelerin yönetsel bir yansımasıdır. Devlet, dinin zorunlu bir şartı değildir, bilakis onun bir aracıdır, bizzat kendisi göz önüne alınırsa yok olan saydam bir araçtır. Peygamberimiz(S.A.S.) hiçbir zaman hem peygamber ve hem idareci (peygamber-lider) olduğunu iddia etmedi. Hatta gücünü bu peygamberlikten alan bir idareci olduğunu da söylemedi. O, sadece bir peygamber olduğunu iddia etti. Onun idareciliği peygamberlik vazifesini gerçekleştirdiği vecihleydi. "İslam'da dinle devlet arasında bir ayırım olmadığı" şimdi oldukça iyi bilinen bir sözdür. Gerçek ise bildiğimiz bu sözden daha farklı ve kuvvetlidir:

İdeal olarak İslam'da devlet kendi başına yoktur. O, sadece dinin yansıması ve saydam bir aracıdır. İslam bu yüzden insan hayatının her alanına doğrudan nüfuz eder ve onu gözetir. İslam camide, savaş alanında olduğu gibi pazar yerinde, okulda ve yasama meclisinde de bulunmak zorundadır. Çünkü bütün bu mahaller İslami değerleri açıklar ve yorumlar… (Devam edecek)

Yusuf ARİFOĞLU