• DOLAR 5.69
  • EURO 6.313
  • ALTIN 268.98
  • ...

Tunus başkanlık seçimleri sürprizlerle gelince epeyce gündem oldu.
Hele, İslâmî Nahda Hareketi'nin adayı Abdülfettah Moro'nun üçüncü sırada kalması, her halde, en ciddi sürprizdi.

Olan oldu, Nahda bundan sonra, Parlamentonun en büyük partisi olarak, başbakanlığını yürüteceği hükümetin teşkili ile uğraşacak.
Zaten savunma ve dışişleri, Cumhurbaşkanının alanı iken, kalan diğer tüm alanlardan ise Başbakan sorumlu, 'Yeni Tunus'ta.
Belki de, dışişlerinin yükümlülüğünü direkt Nahda'nın üstlenmeyecek olması bu süreç için avantaj sayılabilir...
Hayırlısı...

Tunus, Arap beldelerinden 'daha farklı.'
Meselâ, lehçesi Fransızca etkisinden ötürü tamamen başkalaşmış, anlamakta ciddi zorlanıyorsunuz.
İnsanları 'Avrupaî yaşantı'ya çok daha meyyal.
Dış alımının %80'i bile Avrupa'dan.
'Eğitim-öğretimin tamamen fransızlaştırılması' meselesi, son dönem dâhil, bürokrasi ve hâkim çevrenin en sık dillendirip yerleştirmek istediği konuların başlıcalarından.

Yani, Tunus gerçekten de daha farklı...

İşte böyle bir Tunus'ta bulunan İslâmî hareketin topluma yaklaşımı da diğer coğrafyadakilerden bazı farklılıklar arz edebiliyor.

Nitekim, aynı zamanda çağımızın önemli bir mütefekkiri de olan Hareket lideri Raşid Gannuşî'nin bazı düşünce ve pratikleri, İslâmî çevrelerde ciddi tartışmalara sebebiyet verebiliyor.

Üç sene öncesinde
"İslâmî Davet ile Parti Merkezli Siyasetin beraber yapılmaması gerektiği, bu durumun Davet çalışmalarına ve dolayısıyla da bizzat Yüce İslâm'ın imajına zarar verdiği" şeklindeki açıklaması, bu kabilden tartışmalara sebebiyet veren, hatırladığım, son önemli çıkışı olmuştu.

Zaten Mısır İhvanı başta olmak üzere, mühim bir çok İslâmî hareketin pratiğinin aksine Nahda Hareketi, Hareket ve Partiyi birbirinden ayırmayarak, bu meseledeki farklılığını en baştan ortaya koymuştu.
Bunu da öyle kolayca değil, uzun istişarelerden sonra almıştı.

"Dînin siyasî sahadan tamamen uzak tutulması"nı başlıca mevzuları olarak değerlendiren Batı ve yanlılarının, tam da böyle bir hususu istismar ettiği, etmek istediği zaten beyân, apaçık ortada.

Bu tartışılması dahi abes, en mühim konulardan.
Zira bu durumun istismarının Müslüman beldelerde ne anlama geldiğini, yaşadıklarımızdan, başımıza getirdiklerinden, iyice biliyoruz.

Lâkin, diğer taraftan "İslamî" sıfatı kullanılarak yapılan "öteki istismar" da asla azımsanmayacak zararda...

Hz. Peygamber (sav)'in, bütün emir sahiplerine yaptığını, sünnetinden bildiğimiz en önemli emirlerinden birinin de,
"İslâm topluluğu adına karar alacakları durumlarda, bunu Allah ve Rasulü adına değil de kendi adlarına almaları; ta ki, isabetli olmazsa Allah ve Rasulünün adına halel geleceğine, onların adına halel gelmesinin daha yerinde olacağı"
şeklinde olduğunu biliyoruz, zira.

Bu bağlamda, başına "İslâmî" sıfatını getirdiğimiz "Hareket, parti, medya, kurum, kuruluş" benzeri davet ve hizmet vasıtalarını, bu şekilde isimlendirme, daha önemlisi kullanma hususunda yeniden düşünmeli, çok daha dikkatli, hassas davranmalıyız.

Evet, yaşamın tüm sahalarından uzaklaştırılmış İslâm'ın, tek gerçek nizam olduğunu haykırıp yaşatma refleksimizde haklıyız.

Fakat, bunu yaparken hakkını vermemenin olumsuz sonuçlarının, diğerinden az olmadığını da göz önünde bulundurmalıyız.

Gerçekten zor iş...
Allah kolaylıklar versin!

Yazarın Diğer Yazıları