Ameli ve nazari irfan

İrfana giriş

Ameli ve nazari irfan

İslam dünyasında “irfan” ve “tasavvuf” adıyla ortaya çıkmış arayışların uzun bir geçmişi vardır. Bu yönelişler İslam dışındaki bazı dinlerin müntesipleri arasında da görülmektedir. İşte bu benzerlik, İslam İrfanının kökeni hakkında bazı soruların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Acaba İslam'da “İslam İrfanı” diye bir mefhum var mı yoksa Müslümanlar bunu diğer dinlerden mi almışlar?  İslam İrfanı dediğimiz şey Müslümanların İrfanı mı yoksa İslam'ın irfanı mı? Eğer İslam, “irfan” adında bir öğreti ortaya koymuşsa acaba bu, günümüzde Müslümanların arasında yaşayan irfan mı yoksa çeşitli değişim ve dönüşümlere maruz kalmış mıdır?

Bu sorulara cevab babından, bazı kimseler İslam'da irfanın varlığını mutlak bir şekilde inkâr etmiş ve bu şeyleri tamamen bid'at görerek reddetmişlerdir. Bazıları da, bunun İslami metinlerin dışında olduğunu ama İslami öğretilere de ters düşmediğini savunmuşlardır. Üçüncü bir gurup ise, irfanı İslam'ın bir cüzü olarak kabul etmiş, hatta İslam'ın ruhu ve özü olarak görmüş; onun, İslam'ın diğer bölümleri gibi Kuran ve Peygamber Efendimizin (s.a.v) sünnetine dayalı bir öğreti olduğunu savunmuşlardır.

Bu tartışmaları bir kenara koyup irfanın kendisine dönelim. İrfan, ameli ve nazari olmak üzere ikiye ayrılır. Salîkin, Allah'a giden yolda bulduklarını söz ve yazı diline dökmüş haline nazari irfan denilir. Arifin işi, kalbi hakikatleri bulmak olduğundan onun bütün işi, bunu bulmaktır. Eğer bulduklarını yazmak isterse, bu kendine ait nazariyelerden ibaret olur ve bunun için de akli ve felsefi konulardan da yardım almak durumundadır.

Ameli irfan ise;  hakikatleri keşfetmek için yapılacak ameller ve irfani yolculuktur. Arifin işi daha fazla ameli irfanladır. Zira irfani seyr'ü sülûk, mebdeden maksada ulaşmak için kullanılan sahih yoldur.

Nice arifler çabaladılar durdular. Bin bir zorlukla yolu kat ettiler. Visal kadehi dudaklarına değsin diye inanılmaz çileler çektiler. Ama bu yolda gördüklerini anlatmaya dönük hiçbir çabaya girişmediler. Ama arif, bulduklarını beyan etmek istese o zaman nazari irfana girmiş olur. Lakin ariflerin genelinin problemi ameli irfandır. Zira arif hakikati keşfetmek ister. Hakikati keşfetmek için de amele ihtiyacı vardır. Bundan dolayı irfanın en önemli bölümü ameli irfandır.

İbn Fenari diyor ki:

“Nazari irfan hakikatlerin ilmi, müşahede ve keşiflerdir. Ama ameli irfan sülûk ilmidir. Ya da nazari irfan ilmüllah (Allah bilgisi), ameli irfan ise menazilü'l-ahire(uhrevî konaklar) ilmidir.”

Hucviri der ki:

“Nazari irfan Allah'ı tanıma ilmi, ameli irfan ise Allah ile olma ilmidir.”

Kayseri risalesinde şöyle söyler:

“Nazari irfan isimler, sıfatlar ve mazharları açısından Allah'ı tanıma ilmidir. Ameli irfan ise seyr'ü sülûk, nefisle mücadele, mebdeye ulaşma ve Onunla muttasıf olma yoludur.”

Her hâlükârda insanın “anlama” arayışında olduğu bir dönemdeyiz. Anlamlandırmadığı şeyler tatmin etmiyor. Düşüncede ve eylemde bütün hayat programında anlam sıkıntısı yaşıyor. Eskiden “nasıl” sorusu revaçtayken şimdilerde “neden” sorusu yerini aldı. Artık her konunun en derin noktası araştırılıyor. Zaten Hak Teâlâ da bunu bizden istemiyor mu?

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” ayetini tefsir eden İbni Abbas “İbadet ”ten kastın “Bilmek” olduğunu söylüyor. Dolayısıyla bilgi ve ibadet, bilme ve kulluk kavramları birbirine mündemiç olan kavramlardır. Birbirinden ayrılmaları söz konusu bile değildir.

 

Görüş ve Önerileriniz için...


Yorumlar Yükleniyor..