• DOLAR 7.956
  • EURO 9.492
  • ALTIN 463.005
  • ...

Hamd âlemlerin Rabbine, salât ve selam da O’nun pak Rasulüne olsun.

Çevremizde bazı çocuklarımızın yahut ilgilendiğimiz bazı insanların hayatlarında namaza yeterli derecede ehemmiyet vermedikleri oluyor. Namaza karşı, yakın arkadaşımıza karşı takındığımız bir hal var, “Bu zaten bizimdir, önemsemesek de olur.” tarzında. Öyle bir boş vermişlik, öyle bir özensizlik…

Namazı beş vakit kılmayana davayı anlatmanız isteniyor. Dava nedir derseniz, her camianın kendine has yaşadıkları, tecrübeleri, bugüne geliş mücadelesi… Cemaatin, vakfın veya derneğin biyografisi diyebiliriz davaya.

Dava kavramı, geçmişten bugüne hemen her kesim tarafından sevilmiş, sayılmış, baş tacı edilmiş bir olgu… İyisiyle kötüsüyle bütün örgütlerin, siyasi partilerin, cemaatlerin davası vardır. Ancak herkesin namazı yoktur. Namaz gibi bir nimet herkese nasip olmaz.

Namaz, İslami davanın olmazsa olmazıdır. Efendimiz (asv) “Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.” buyurmuyorlar mı? Hem “Kişi ile küfür arasında namazın terki vardır.” (Müslim, İman, 134). Namazsız İslam davası, içi çürük ama dışı sağlam bir meyveye benzer. Ondan hiçbir hayır gelmez. Zira Allah’a karşı sorumluluğunu bilmeyenin kendisine faydası yoktur ki davaya olsun.

Dava şuurundan önce namaz şuuru, yine davadan önce siyer şuuru vermeliyiz kendisinden sorumlu olduklarımıza. Namaz şuuru olmayanın Allah’a, siyer bilinci olmayanın da Rasûlullah aleyhissalatu vesselama vefası olmaz. Dolayısıyla Allah’a ve Rasulüne vefası olmayanın bize hiç faydası olmaz. Davanın nerden nereye geldiğini anlatırsınız. Siyer bilmediği için boş gelir bütün anlatılanlar. Ne gerek vardır ki bu kadar sıkıntı çekmeye?! İmanı kendisini namaza kaldırmayan yahut namazı adamakıllı kıldırmayan kimseden, dava için ayağa kalkmasını, kendisine ya da başkalarına faydalı olmasını beklemeyelim.

Önce namaz… En az çocuklar için yaptığımız etkinlikler gibi büyükler hakkında da namazla ilgili çalışmalar, programlar, videolar ve dersler… “21. Asırdayız hâlâ namazı mı dinleyeceğiz?” dedirtmeyen bir anlatımla, uyandırarak, sevdirerek ve muhabbetle.

Önce namaz… Entelektüel birikimlerimizi sergilemeden, yaşadığımız zorlukları ve geçtiğimiz zorlu yolları anlatmadan önce namaz…

Önce namaz… Kelime-i şehadetten hemen sonra… Oruçtan da önce, hacdan da, infak etmenin öneminden de önce namaz…

Rivayet edilir ki kendisine “Savaştayız, neden bu kadar uzun kılıyorsun namazı?” diye soranlara Hz. Ali “Biz zaten dinimizi daha iyi yaşamak, namazlarımızı daha rahat kılmak için savaşmıyor muyuz?” diye cevap vermiştir.

Rabbim namazlıları bile şaşırtacak namaz aşkı nasip etsin cümlemize. Öyle bir aşk olsun ki bu, geçmişte tam bir aşkla kılamadığımız namazlarımız için de yanalım, hayıflanalım.