• DOLAR 5.797
  • EURO 6.495
  • ALTIN 277.84
  • ...

Hamd âlemlerin Rabbine, salât ve selam da O’nun pak Rasûlüne olsun.

Dünyada ender rastlanan şahsiyetler vardır. Gelirler, gönüllerde derin bir iz yapıp, dünyaya yoğun bir muhabbet yayıp gönüllerde bıraktıkları büyük bir acıyla dünyadan göçer giderler. Mehmet Yavuz Ağabey onlardan biriydi. Bir saatlik bir konferansında bile ondan çok şey öğrendik.

Ağabeyin hastalığı ilk atlattığı zamandı. Yorgundu ama belli etmemeye çalışıyordu. İyileşmiş ama ‘Biraz dinleneyim.’ demek yerine yine yollara düşmüştü. “Bizler evde oturursak dışarıdaki kötü gidişata kim dur diyecek? Allah bizden bunun hesabını sorar.” diyordu. İnsanlara tebliğ yapmanın, özellikle bir kadın olarak konu komşuyla hatta daha uzak çevrelerle ilgilenmenin, durup dinlenmeden Allah yolunda çalışmanın öneminden bahsetti uzun uzun. “Amaaa…” diye devam etti: “Bahsettiğimiz çevreler gibi sizin çocuklarınız da Allah’tan, imandan, namazdan gafilse sizin ilk işiniz evdekileri düzeltmektir.”

“Selamı yayın ki taşlaşmış kalpler yumuşasın.” diyordu. “Kimliğine, kişiliğine bakmaksızın selam verin. ‘Selamün aleyküm’ sözü en güzel selamdır. Ancak çevreniz bunu kaldıramıyorsa ‘günaydınlar efendim’, ‘merhaba ablacığım’ şeklinde insanların hoşuna gidecek sözlerle gönüller kazanın.” Bunu anlatırken de sanki gerçekten dışarıdaki birine selam veriyormuş gibi gülümseyerek ve yaşayarak anlatıyordu.

“İnsanları Allah için sevin. Yoksa herkes biraz sevilmemeye yatkındır.”

“İnsanlarla aranızda köprü kurmak için onlarla hediyeleşin. Efendimiz (asv)’ın tavsiyesidir bu. Onlara yemek yedirin. Yemek yedirmek, karşıdakine özen göstermek demek. Onlara en güzel ikramlarda bulunun.”

“Güler yüzlü olun. Tebessüm sadakadır. Hem siz sevap işlersiniz, hem insanlar mutlu olurlar. Bugün insanlık tebessüme bile aç. En ufak bir rüzgârla savrulup giden gafil insanları selam, ikram ve tebessümünüzle hakka ve hakikate sevk edin.”

“Herkes uyuyorken kalkın; teheccüd namazı kılıp Allah’ı zikredin. Ölümü tefekkür edin. Edemiyorsanız kabristanları ziyaret edin. Ölümü unutan insan gafil insandır. Gecenin zifiri karanlığında Hakk’ın huzurunda durarak ölümü hatırlayın ki dünyanın ne kadar boş olduğunu anlayasınız.”

O meşhur duasını o konuşmada da söyledi: “Allah’ım! Bize öyle bir duruş ver ki, hiçbir düşmanımız kendisine haksızlık yapacağımız gibi bir kaygıya; hiçbir dostumuz kendisine iltimas geçeceğimiz gibi bir ümide kapılmasın.”

Mehmet Ağabey çok yoğun konuşuyor, az sözle çok şey anlatıyordu. İslam’ın faydasına olan her şeye çok değer veriyordu. Bir kardeşimizin Nisanur Dergisinin yeni yazarlarından olduğunu duyunca çok sevindi. Kardeşimiz “Biz kim, yazarlık kim!” deyince “Öyle demeyin, yaptığınız işi cihad olarak görün! Evinizde oturarak, dışarıdaki keşmekeşten uzak şekilde tebliğ yapmanın en güzel yoludur yazarlık. Kendinizi küçük görmeyin lütfen. Bugün ahlaksız bir kadın, kalemiyle milyonları peşinde sürükleyebiliyor. Siz de Allah için bunun tam karşıtını yapmaya çalışın. Bu kötü akımlara dur diyecek biri olarak görün kendinizi.” dedi.

Dedi ve gitti… Dünyada güzel izler bırakarak… Kalplerin kapısını kibarca tıklatarak… Dostu kaliteli bir dosttan, düşmanı mert bir düşmandan mahrum bırakarak… Yüreklere kavurucu bir hasret bırakarak gitti… Rabbim ona gittiği yerde ebedi huzur nasip etsin. Onu Peygamber (sav)’e komşu eylesin. Ailesine ve sevenlerine sabr-ı cemil nasip etsin.