Çözüm “adil devlet”tir

‘Hayat' ile ‘sorun' biri diğerinden ayrı düşünülemeyen  iki  önemli hakikattir. Hayat varsa sorun var, o yoksa  sorun da yoktur. Proplemsiz  bir hayat düşünmek muhaldir.  Hiç bir sorunla karşılaşmayan sadece ‘Allah teala'dır. Sorunlar ve ihtiyaçlar  insanın eksik ve aciz olduğunun;  kendini, varlığını korumak ve devam etirmek için başkasına ihtiyaç duyduğunun  göstergesidir. Yüce  Mevla, kendisine yönelsin ve  onu bulsun diye  insanı ‘muhtaç' bir yapıda tasarlayıp yaratmıştır.

İnsan, ihtiyaçlarını karşılamak için toplumla beraber olmak zorundadır. Eski bilginler insanın bu durumunu ‘insan medeni bir varlıktır' yani insan sosyal bir varlıktır şeklinde ifade etmişlerdir. İnsanoğlu,  devlet ve ilgili kurumları,  sorunlarını daha kolay çözmek için icat etmiştir.   Aile, aşiret, devlet ve devletlerarasında kurulan ittifaklar hep sorunları çözmek için bulunmuş vasıtalardır. Eksiklerine ve arızalarına rağmen insanoğlunun tarihinde keşfettiği en sistemli yapı devlettir.

Devlet, belli bir toplumun ihtiyaçlarını karşılamak, sorunlarını sistemli bir şekilde çözmek için vardır. Eğer devlet toplum için hizmet aracı oluyorsa, adaleti sağlıyor, haksızlığı engelliyorsa işlevini yapıyor demektir. Tarihte ve günümüzde bu asli görevini ifa eden devletler olduğu gibi, belli bir kesimin denetimine girip onların çıkarlarının aleti durumuna düşmüş ve halka zulmetmenin aleti olmuş devletler de vardır. Kur'an bu her iki kategoride yer alan toplum ve yönetimlerden örnekler sunar. Zalim yönetimlerin başında genel olarak inançsız kişiler vardır. Bu tür yapıların karşısında yer alanlar da, peygamberler ve onlara samimi iman edenlerdir.  Musa'nın(as) mücadele ettiği Firavun yönetimi ile İbrahim'in(as) karşı durduğu  Nemrut  rejimi  bilinen meşhur örneklerdir.

Devletsiz, yönetimsiz bir toplum düşünmek hayalden ibarettir. Komünist öğreti devletsiz bir yapının insanlığın ilkel dönemlerinde var olduğunu iddia etmişse de bu doğru değildir.

İslam, devletin meşru olabilmesi için ‘adil' olması gerektiğini belirtmiştir. Adalet, herkese hak ettiğini vermektir. İslam peygamberi, aynı zamanda bir devletin de yöneticisi konumundaydı. O, Medine İslam devleti diyebileceğimiz yapının başkanıydı.  Medine' de değişik gurup ve inançlardan topluluklar yaşıyordu. Yahudiler kendi inanç ve kültürlerinde serbest ve özgür olarak bu yapının içinde yer alıyorlardı.

İslam'ın nazarında devlet, bir zulüm aracı değildir, olmamalıdır. Tam aksine devlet mazlumiyetleri ortadan kaldırmak için vardır. Zulme ve haksızlığa bulaşmış bir otoriteye itaat edilmez. Zulme rıza zulüm, küfre rıza küfürdür. İlâhi hikmet küfrün devamına cevaz verdiği halde zulmün devamına cevaz vermemiş. Küfür devam eder ama zulüm devam etmez.

İslam âleminde bugün adaleti, hakkaniyeti yaşatma zarureti vardır. Ümmetin en büyük sorunlarının başında sorumsuz ve zalim yönetim ve yöneticiler gelmektedir. Batı kültürünün tesiriyle oluşan ulus devlet modeli adil olamazdı, olmadı da. Çünkü belli etnik bir yapının namı hesabına kurulan bir devletin kendisine egemen etnik unsurun dışındakilere adil davranması düşünülemez. Batı'da gelişen ulusçuluk düşüncesi beraberinde getirdiği ulus devlet ile insanlığa daha çok acılar yaşatmaktan başka bir iş görmedi. Elli milyondan fazla insanın canına mal olan, her iki dünya savaşının sorumlusu ulusçuluk, ırkçılık düşüncesidir.

Ulus devlet her yerde olduğu gibi Türkiye'de de önemli sosyal sorunların doğmasına neden oldu. Bu sorunların başında Kürt sorunu gelir. Kürtlerin kimliklerinin inkarı ve asimilasyon politikalarına maruz kalmaları terör ve şiddeti doğurmuştur. Ülke kırk yıldan beri devam eden kanlı bir çatışma ortamından halen kurtulabilmiş değildir. Kanaatimize göre bu yapı değişmediği sürece akan kanı durdurmak da mümkün olmayacaktır. Avrupalı devletler ikinci dünya savaşından sonra ulus devletin sebep olduğu zararları asgariye indirmek için çaba harcadılar, ama Türkiye'de benzer bir çalışma çok geç başladı ve halen ağır ve isteksiz işlemektedir.

Kürt sorunu başta olmak üzere diğer bütün sorunları çözmenin tek yolu devletin ‘adil' bir kimliğe kavuşturulmasından geçer. Yeni anayasa hazırlanırken bunun gözetilmesi bir zarurettir.

Adalet vasfını kaybetmiş bir yönetim zulme sapar. Aklını kaybetmiş bir insanın sebep olacağı zarar sınırlıdır ve kolaylıkla önlenebilir; ancak bir otorite adil olma vasfını kaybederse çok büyük facialara sebep olur ve bunu önlemenin faturası da çok ağır olur.

 

Görüş ve Önerileriniz için...


Yorumlar Yükleniyor..