• DOLAR 16.885
  • EURO 17.833
  • ALTIN 992.1
  • ...

Siz sokaklarında;

“Evlenmek isteyen yok mu, gelsin masrafını verelim.

Evi olmayıp ev yaptırmak isteyen yok mu, gelsin ona malzeme ve para verelim.

Borcu olan yok mu, gelsin borcunu ödeyelim

Hacca, Umreye gitmek isteyen yok mu, gelsin onu bedava Hacca gönderelim” ilan ve anonsunun yapıldığı bir ülke gördünüz veya duydunuz mu?

  Bu ülke petrol zengini bir Arap ülkesi ya da modern, güçlü bir Avrupa ülkesi olabilir dediniz sanki?

  Ama hayır. Bu çağrının yapıldığı ülke, tahmin ettiğiniz yerlerden biri değil. Bu ülke Ömer Bin Abdülaziz’in (ra) halifesi olduğu İslam ülkesiydi ancak.

   Devletin ve iktidarın; uğrunda ölünecek, her buyruğuna itaat edilecek, kutsanacak bir put değil, sadece halka hizmet için oluşturulan bir alet ve mekanizma olduğunu söyleyen İslam inancının hakim olduğu beşinci raşit halifenin ülkesi.. Devletin bihakkın görevini yaptığı, adaletin hakim olduğu ülke. 

   Çok kısa sürmüş hilafeti döneminde Ömer bin Abdülaziz (ra) dillere destan icraatlara imza atmış, hak ve adaleti ikame etmiş, hakça paylaşımı gerçekleştirmiş efsane bir şahsiyetti.

   Halife Ömer bin Abdülaziz’e Müslüman ahaliden toplanan zekat malları getirilir.

Halife, “bu malları fakirlere dağıtın” der.

Görevliler bu emri yerine getirdikten sonra gelirler ve ülkede zekat alacak kadar fakir birinin kalmadığını bildirince Halife Ömer:

 “Allah için cihad eden ordunun ihtiyaçları giderilsin” der.

Görevliler, cihad cephesinde savaşan ordunun ihtiyaçlarının giderildiğini bildirdiklerinde Halife; “o halde bekar gençleri evlendirin” der.

Görevliler müracaat eden herkesin evlenme masraflarının verildiğini ve geride epey çok zekat malının kaldığını bildirince halife; “borçlu olanların borçlarını ödeyin” der.

Görevliler borçluların borçları da ödendi ve hâlâ çokça kalan bir zekat malının olduğunu bildirdiklerinde, Halife Ömer bakın ne der:

“Yahudi ve Hıristiyanlardan borçlu olan vatandaşların borçları ödensin”.

Görevliler bunu da yaptılar ve geride hâlâ kalan mal var dediler.

Halife, “ilim ehli hocaların, eğitim kurumlarının ihtiyaçları karşılansın” diye emreder. Bu emrin de gereği yapılır ve geride kalan bir miktar zekat var denilince Halife, tarihe altın harflerle yazılması gereken şu emri verir:

Buğday alıp dağların başına serpin. Ta ki kimse Müslüman bir ülkede kuşlar açından öldü demesinler”.

   Halife Ömer saraydaki lüks eşyaları beytülmâle koydurması, köle ve câriyeleri âzat etmesi, halktan biri gibi yaşaması ve hutbelerde sadece halifeler için yapılan duayı halk için okunan umumi duaya çevirmesi gibi uygulamalarıyla Emevîler’in geleneksel saltanat görüntülerine son verdi. İlk dört halifeyi örnek alan bu davranışları sebebiyle Hulefâ-yi Râşidîn’in beşincisi sayılan Ömer; idarî, ekonomik ve sosyal sahalardaki icraatlarıyla da aynı çizgiyi devam ettirdi.

Ömer bin Abdülaziz (ra) halîfe olduğunda taşıdığı yüksek takvâ duygusu sebebiyle israfın önünü almaya evvelâ kendi hânesinden başladı. Hanımına:

“–Eğer benimle geçinmek istersen, yanında olan bütün zîynet ve mücevherleri Beytülmâl’e teslim etmelisin. Onlar sende oldukça rahat edemem ve bir arada bulunmamız mümkün olmaz.” dedi.

Bu söz üzerine hanımı Fâtıma, bütün kıymetli eşyalarını Beytülmâl’e teslim etti.

Kocasının vefatından sonra saltanat, kardeşine geçmişti. Kardeşi, onun Beytülmâl’e teslim ettiği kıymetli eşyaları geri vermek istedi. Ancak sâliha bir hanım olan Fâtıma, bunu kabul etmedi ve:

Ben kocama sağlığında itaat ettim de vefatından sonra mı isyan edeceğim!” diye muhteşem bir cevap verdi.

    Samimi, işi bilen, Allah’a hesap vereceğine inanmış bir yönetimin çözemeyeceği sosyal, ekonomik bir sorun yoktur! Vesselam.