• DOLAR 5.686
  • EURO 6.377
  • ALTIN 260.688
  • ...

‘Bir dere kıyısında yüksek bir duvar vardı; duvarın üstüne de bir dertli susamış çıkmıştı. Suya ulaşmasına o duvar engel oluyordu. Susuz adam su için balık gibi kıvranıp duruyordu. Ansızın suya, bir kerpiç parçası attı; suyun sesi bir söz gibi geldi kulağına. Hem de tatlı mı tatlı bir sevgilinin sesi gibi… Suyun o sesi şarap gibi sarhoş etti adamı. O mihnetlere uğramış adam, suyun tertemiz sesini duymak için oradan, suya kerpiç atmıştı. Sudan da ses geliyordu: A adam diyordu su; bana kerpiç atmaktan, beni taşlamaktan ne fayda var sana? Susuz adam dedi ki: A su, iki faydam var; bu taş atmaktan hiç el çekmeyeceğim.

Birinci fayda, suyun sesini duymam; o ses susuzlara rebap sesidir sanki. Suyun sesi İsrafil’in sesine döndü; ölü, bu sesten hayat elde etti, diriye döndü. Yahut ilkbahar günlerindeki gök gürültüsüne benziyor… Bağ-bahçe o ses yüzünden bunca güzellik elde eder. Yahut zekât verilişi zamanında yoksula çağırma sesi sanki. Yahut da mahpusa kurtuluşu müjdeleyen ses! Rahman’ın Yemen’den Muhammed’e erişen ağızsız soluğuna benziyor. Yahut şeriat sahibi Ahmed’in asiye şefaat çağında erişen soluğa benziyor. Yahut da güzel Yusuf’un, zayıf Yakub’un canına vuran kokusu gibi.

Öbür faydası da şu: Her kerpici koparıp attıkça arı-duru suya biraz daha yaklaşıyorum. Kerpici her koparışımda yüksek duvar, kerpicin azalması yüzünden biraz daha alçalıyor. Duvarın alçalması bir yakınlık; onun ortadan kalkması ise kavuşmak, buluşmak olacaktır.

İşte secde etmek de ‘Secde et de yaklaş’ ayetinde olduğu gibi duvardan kerpiç koparmaya benzer, yaklaşmaya sebep olur. Suyun sesine daha fazla aşık olan, duvardan daha büyük taş koparır, atar…  (Mesnevi c 2/ s 194)

Secde, Allah’a yakınlaşmanın yegane yoludur. Aciz ve zayıf olan kulun gücü ve rahmeti sınırsız olan Mevla’sının kapısını çalmasıdır. Dünya mahpushanesinden sonsuz alemlerin sahibine açılan bir pencere ve mazgaldır secde.

Şu istikrarsız alemde, insan ruhunun daraldığı bu ortamda O’nun kapısını çalmaktan başka insanı rahatlatacak, korkularını giderip huzura kavuşturacak başka bir şey yoktur. O’ndan başka kim derdimize derman olabilir. O’nun kapısından başka kapı mı var? Kimdir dualarımıza karşılık veren? Kimdir bize sonsuz nimet veren? Hamde layık kimdir, derde derman kimdir?

Secde kelimesi üç harften( سجد- scd) oluşmuştur. Bu harflerin ilki olan(س) kulun istemesini simgeler. Kul, acizliğini secdesiyle ifade eder ve şeytani gururu bırakarak Mevla’sından ihtiyacını talep eder. Secdeden kaçınma kibirliliktir ve İblis’in vasfıdır. İkinci harf olan (ج) ise,  kulun isteğine verilen cevabı temsil eder. Kul, Rabbinden çok şeyler ister. Kulun maslahatına olanlar ona verilir diğer bazı istekleri ise maslahatına olmadığı için verilmez veya tehir edilip daha sonra verilir. Son harf olan (د) ise, secde ile ilâhi rahmetin kapısını çalan kulun içeriye buyur edilip kabul edilişini ifade eder. O kapıyı çalıp da kapı önünde kalan kimse olmamıştır. İlâhî rahmet kapısı, O’na dönüş yapan her günahkâr kul için açılır. Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır. 

    Allah’a yakınlık; O’na yürümek, O’nu çağırmakladır. Bu yürümenin ve çağırmanın adı ise namazdır. Namaz kapının önüne yürümek secde de o kapının zilini çalmaktır. Yere konan baş, zile dokunan parmak gibi ses çıkarır. O kapının ziline basmak ne kadar çoğalırsa kapı sahibi o kadar sevinir. Ve her çalışta değişik kapılar açılır, yaklaşıldıkça yaklaşılır ve ‘namaz mü’min’in miracıdır’ hakikati tamamlanmış olur.

 Konuyu gene Hz. Mevlana’nın sözüyle bitirelim:

Secde ve rükû, varlık tokmağını, Allah kapısına vurmaktır. Çok vur, mutlaka açılır kapı.