• DOLAR 5.659
  • EURO 6.383
  • ALTIN 259.353
  • ...

   Namaz Allah’ı anmak, namazdaki tefekkür de bu anışın zihne ve kalbe yansıyan değişik tablolarıdır. Her şeyin Yaratıcısı, kudreti her şeye yeten, o sonsuz gücüyle bütün varlığı kuşatan yüce varlığın huzuruna çıkma düşüncesinin insan duyguları üzerinde büyük bir etki yapacağı muhakkaktır. İnsanın bu Yüce Kudret karşısında aczinin ve fakrının idrakinde olarak durması, kulluk bilincini kemale erdirir. Namazı en hayırlı faaliyet kılan da budur. Bu kapsamlı etkisinden dolayı namaz dinin direği, müminin mîracı ve cennetin anahtarı olarak anılmıştır.

   Namaza durmadan önce alınan abdest, bu kutlu mîrac yolunda yapılan ilk hazırlıktır. Abdest temizlenmektir. Temiz olana yol alırken temiz olmak gerekir. Bedeni ve ruhu kirleten şeylerden arınmak lazımdır ki, o temiz melekler ülkesine adım atılabilsin. Bu temizlik, bizi mîraca yükseltecek kutlu bineğe alınmanın onayı ve biletidir sanki. Kirli kalanlar ona binemezler. Bundandır ki abdest, namazın şartı olmuştur; onsuz kılınan namaz kabul değildir.

   Su, bedenimize bulaşmış kirlerle beraber ruhumuza bulaşan manevi kirleri de temizler. Kulun abdest alırken bu düşünce ve duygularla abdest azalarını yıkaması, dili, gözü, kulağı, eli ve ayağıyla işlediği hataların affını talep etmesi gerekir. Evet su temizleyicidir. Pınardan akan su tenimizi, göz pınarlarından akan su da günahlarımızı temizler.

   Kul, temiz bir beden ve ruh ile hazırlığını yaptıktan sonra, miraç yolculuğunun vaktinin geldiğini bildiren çağrıyı, yani ezanı duyar. Ezan, Allah’a çağrıdır. Bütün varlıkların her tür ihtiyacını karşılayan, onlara sayısız ikramlarda bulunan Mevla’dan bir davettir ezan. Aynı zamanda yeniden diriliş ve Allah’ın huzurunda hesaba duruşu sembolize eder. Ezan felaha, yani kurtuluşa çağrıdır. Yüce Allah, kimseye ihtiyaç duyduğundan değil, onları sevdiğinden ve bağışlamak istemesinden dolayı çağırır. İstikrarsız şu dünya denizinin fırtınalarından korunmanın yegâne yolu bu davete icabet etmektir. Çağrının yapıldığı namaz ise Hz. Nuh’un(as) gemisidir. O gemiye adımını atmayan, Nuh’un oğlu dahi olsa kurtulamaz. Bundandır ki, namaz için ‘bizimle onlar arasındaki fark’ denmiştir.

   Mümin, temiz bedeni ve arınmış gönlüyle yüzünü kıbleye çevirerek bütün alemlerin Rabbi olan Allah’ın huzurundaki yerini almaya hazırlanır. Müminin kıblesi Kâbe’dir. Kâbe; tevhid öğretmeni yüce peygamber İbrahim’in(as) inşa ettiği ve insanları tevhide çağırdı mekandır. Kâbe’ye yönelmek bu saf tevhid inancını tasdik etmektir. Bu, aynı zamanda hayatımızın tevhid ekseninde seyretmesi gerektiğini de simgeler. ‘Geldim Ey Rabbim, nefsimi sana teslim ettim, kapını çaldım, aç onu bana’ anlamlarını simgeleyen el kaldırma işaretiyle beraber ‘tekbir’ getirilir. Tekbir; (Allahu ekber) ‘Allah’ım en yüce olan sensin, senden büyük yoktur. Zihinlerin tasavvur ettiği her tür sınırlardan ve özelliklerden daha büyüksün, benim kısır aklım senin sonsuzluğunu anlamaya yetmez demektir.

İdrak-i maali bu küçük akla gerekmez,

Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez. (Z. Paşa)

Tekbir; bir ilân ve ikrar ile beraber, ilâhlık iddiası güden bütün putların da reddi demektir. Yüzünü Allah’a döndürmek, diğer fanilerden yüz çevirmeyi gerektirir.

   Namaza başlayan mümin kıyamda, yani ayaktadır. Yüce Allah’ın divanında kıyama durmuştur. Sonsuz nimetlerin şükrünü hakkıyla eda edememiş olmanın mahcupluğu ve nefsine uyarak isyan etmiş olmanın hesabındadır. Yarınki çetin hesabı hatırlar, onun rahmetinden başka bir şefaatçi ve yardımcının olmayacağı günün muhasebesini yapar.

   Namaz sanki dünya zindanında Rabbe açılan mazgaldır. İnsanın ruhundaki bütün korku ve kederleri söndüren, acıları dindiren ilâhi bir devadır. Yazımızı Hz. Pîr’in beytiyle noktalayalım:  ‘Namazda, içimde duyduğum rahatlıktan, mânevî zevkten ötürü rûhumun penceresi açılır da, oradan vasıtasız olarak Allah’tan haberler gelir, ilham gelir. Allah’ın ilhamı, feyz yağmuru, rahmeti, nûru, ezeldeki kaynağımdan ve hakîkatimden gelir, penceremden evime girer.

 

Penceresi olmayan bir ev, cehennem gibidir. Ey Allâh'ın kulu! Dinin aslı, temeli mânevî pencere açmak ve oradan tevhîd ve hidayet nûru alarak gönlü, gözü aydınlatmaktır. Yol açmak için ormana az kazma vur! Sen gel, himmet kazmasını nefis duvarına vur da gönle mânevî bir pencere aç!" (Mesnevî, beyt: 2401-2405)