• DOLAR 8.766
  • EURO 10.316
  • ALTIN 493.369
  • ...

Tunus’ta Pazar günü Cumhurbaşkanı Kays Sait, postmodern bir darbe ile siyaset kurumuna el koydu. Meclisi feshetti. Başbakanı görevden aldı. Gerekçe olarak da yolsuzluklar, ekonomik ve sağlığa dair sıkıntıların artık sürdürülemeyecek noktaya çıkmalarını gösterdi. Oysa işin aslı öyle değil. Hedef aslında başbakan da değil, mecliste çoğunluğu elinde bulunduran Nahda Hareketi ve hareketin lideri Raşit el Gannuşi idi. Oysa hareketin illegal, şiddete tekabül eden ve toplumun huzurunu tehdit eden hiçbir şeyleri de yoktu. Seçim ile gelmişlerdi. Seçimlerde çoğunluğu kazandıkları ve hükümeti kurma salahiyetine sahip oldukları halde bu haklarından feragat etmiş ve toplumun huzuru için bir adım geri çekilmişlerdi.

Nahda Hareketinin İhvan-ı Müslimine yakınlığı bilinmektedir. Neredeyse bütün İslam ülkelerinde hem İhvan’a hem de diğer İslami hareketlere operasyonlar hala devam ediyor. Tunus’ta yapılan da bundan başka bir şey değildir. Yeniden inşa, toplumun huzurunun bozulmaması ve belki de Müslümanları İslam düşmanlarına hedef haline getirmeme gibi makul gerekçelerle hükümeti kurmaktan dahi imtina eden ve ülke yönetimine talip olmayan Gannuşi ve Nahda Hareketi, İslam düşmanlarının gazabına uğramaktan kurtulamadı.

İhvan-ı Müslimin hareketi, bütün İslam ülkelerinde sahih İslam’ın müdafaasını yapan, İslam davasını her ülkenin şartlarında büyük bir fedakarlık ve özveri ile sürdüren bir harekettir. Kurulduğu günden beri İslam Ümmetine hayat pompalamaya devam etti. Bu nedenle de İslam düşmanlarının hedefinden hiç çıkmadı. Tunus’ta yapılan da bundan başka bir şey değildir. Mısır’da yapılan da aynısı idi. Bugün HAMAS’a karşı var olan uluslararası kuşatılmışlık da farklı okunmamalıdır.

“Mısır’da İhvan hareketi çok acele etti, kadrolarını daha tamamlamadan hükümeti kurdu ve ülkeyi yönetmeye kalkıştı. Bu nedenle de yönetimde tutunamadı” diyenlerimiz oldu. Tunus’ta farklı bir süreç yürütüldüğü halde sonuç değişmedi. Demek mesele İslam düşmanlarının İslam’a tahammülsüzlükleridir. On, yirmi, belki de elli yıl sonra bile harekete geçme ihtimali olan bir İslami potansiyel dahi onların uykularını kaçırmaya yetmektedir.

Arap Baharı böylece bütün ülkelerde Müslümanların aleyhine sonuçlandırılmış oldu. İlkin zalim diktatörlerin devrilmelerine vesile oldu ise de acıdır ki Müslümanlar hiçbir yerde bu süreci yönlendirmeyi ve sonuna kadar götürmeyi başaramadılar. İslam düşmanları emperyalist güçler bu süreçte körfezden devşirdikleri prensler üzerinden ve onların sermayeleri ile Suriye’de, Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da, Sudan’da, Filistin’de ve diğer tüm İslam Coğrafyalarında süreci Müslümanların aleyhine dönüştürmeye çalıştılar. Bütün bu yerlerde büyük kaos şeklinde iç karışıklıklar ve ihtilaflar Müslümanların kazanımlarını vurdu. Bazı diktatörler devrildi ise de yerlerine yenileri konulmuş oldu.

İslam ümmeti, bu süreçte çok ağır bir badireden geçmektedir. Şartlar aleyhte olsa da Müslümanlar her yerde direniyorlar. Direnmek ve bu süreci atlatmak zorundadırlar. Tüm İslam coğrafyalarında harlanmaya çalışılan bir fitne ateşi vardır. Bu ateş söndürülmelidir. Hamd olsun ki Suriye’de tutuşturulmaya çalışılan şii-sünni fitnesi tutmadı. Tunus’ta da Müslümanlar direnmek, kazanımlarını korumak ve ayakta kalmak zorundadırlar.