• DOLAR 8.405
  • EURO 10.181
  • ALTIN 507.39
  • ...

  Rivayet edildiğine göre sahabeler Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e sorarlar:

“Ya Resulullah! Neden herkesten çok Ali'yi seversin?”
Hz. Muhammed (s.a.v.):

“Neden çok sevdiğimi anlatayım mı?”
“Anlat.” derler.

Efendimiz (s.a.v.) sorar:
“Birisi size kötülük yapsa ne yaparsınız?”
“İyilik yaparız efendim.” derler.”

“Yine kötülük yaparsa?”
“Yine iyilik yaparız.”

 Soruyu tekrar eder;

“Yine kötülüğüne devam ederse?”
Cevap verirler:

“Düşünürüz Ya Resulallah.”
Hz. Peygamber (s.a.v.):
“Çağırın Ali'yi.” diye buyurur. Hz. Ali gelir,
Hz. Peygamber (s.a.v.) Hz. Ali' ye sorar;
“Ya Ali! birisi sana kötülük yaparsa sen ne yaparsın?”
Cevap verir:

“İyilik yaparım.” der. 7 kez tekrar eder.

Son defa sorunca da o iyilikler şahı şu mükemmel cevabı verir:
“Ya Resulullah! Kötülük yapan kötülüğünden usanmıyorsa, ben iyilik yapmaktan niye usanayım ki...!” der.
Efendimiz (s.a.v.) soru soranlara döner ve:

"Neden çok sevdiğimi anladınız mı?" diye buyurur.

  Sünneti sadece ibadetlerdeki belli ritüellerden ibaret sayarak, günlük hayatımızın dışına attığımız günden bu yana, Müslümanlar olarak birçok şeyin ölçüsünü kaybettik. Toplum olarak, bu kaybettiğimiz değerlerin nelere mal olabileceğini kestiremedik ne yazık ki. Günün sonunda kaybedilen erdemlerin ortaya çıkardığı sonuçlarla baş başa kaldığımızda, altta yatan sebeplere yönelmek ve bunların çözümüne odaklanmak elzemdir.

   Bu bağlamda yukardaki hadiseyi değerlendirecek olursak; iyiliğin, iyi olmanın ölçüsünü ne kadar da yanlış anladığımızın farkına varmak çok da zor olmasa gerektir. İyiliği yalnızca iyi olana yapmak ve yahut sadece iyiliğe karşı iyiliğin makul olduğunu sandığımız için iyilik yapmaktan ürker olmuşuz.

  Sadece kötülük yapandan değil, kötülük yapma ihtimali olandan bile uzak durmayı öğütler oldu annelerimiz. Kaynana, görümce deyince bile tüyleri diken diken olan kızlarımızın, daha evlenmeden eş adaylarına ailesinden uzak olma şartı koşmalarının altında hep bu öğütler yok mudur?

  İstatistiklere baktığımız zaman, boşanma sebeplerinin çoğunluğunun aile kaynaklı olması da bu tespitimizi doğrular niteliktedir.

  Fussilet 34. ve 35. Ayetlerde Rabbimiz iyiliğin ölçüsünü şöyle beyan eder:

“Hem iyilik de bir değildir, kötülük de. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. O zaman seninle kendi arasında bir düşmanlık olan kişinin, sanki samimi bir dost gibi olduğunu görürsün.

Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur.”

   Yine Kasas suresi 54. Ayetinde Rabbimiz mü’minleri şöyle vasıflandırıyor:

“İşte onlara sabretmelerinden ötürü mükâfatları iki kat verilecektir. Bunlar kötülüğe iyilikle mukabele eder ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcarlar.”

  Bu ayetler ışığında diyebiliriz ki; İslam’daki iyilik ve erdemin ölçüsü, toplumumuzda hâkim olan ölçülerden oldukça uzak bir boyuttadır. Bu nedenle sosyal ilişkilerimiz bir türlü düzelemiyor. Bir türlü düzelmeyen sosyal ilişkilerin sebep olduğu huzursuz ortam, aynı zamanda birçok psikolojik hastalığın temelini oluşturuyor. Sorunların çözümünde altta yatan sebepler tespit edilmediği sürece kısır döngüden kurtulmanın da mümkün olmayacağı aşikâr. Bu nedenle Müslümanlar olarak öncelikle şunun ayırımını yapmak gerekir:

  Şöyle ki; şayet bizler tek Halık olarak Allah (c.c.)’ı bilip tanıyorsak ve bu konuda imanımızda bir şek ve şüphe içerisinde değilsek, bizi en iyi ve en doğru biçimde tanıyanın da O olduğunu kabul etmemiz gerekir. Dolayısıyla bizden yapmamızı istediği her şeyin bizim iyiliğimiz için olduğunu tartışmak bile abestir.

 Klasik bir yaklaşım olsa da en doğru benzetmelerden olduğu için zikretmekte fayda var; Nasıl ki bir makineyi yapan bir mühendis, onun en doğru kullanım şeklini herkesten daha iyi bilmektedir ve akıl sahibi her insan bunu bu şekilde kabul eder. Bunun gibi Yüce yaratıcımız da iki cihanda bizim nasıl huzurlu ve mutlu olacağımızı bilmekte ve bize yüce kitabında bunu bildirmektedir.

  O halde bize düşen, bu öğütlere kulak vermek ve uygulama aşamasında Rasulullah’ın (s.a.v.) örnekliğine başvurmak olmalıdır.

  Yazımızı Kuşadalı İbrahim Efendi’nin sözleriyle noktalayalım:

“İyiliğe iyilik her kişi kârı,

Kötülüğe iyilik er kişi kârı,

İyiliğe kötülük şer kişi kârı.”

Selam ve dua ile…