• DOLAR 8.667
  • EURO 10.185
  • ALTIN 491.664
  • ...

Modern ülkelerden çoğunun tarihi, aynı zamanda birer soykırım tarihidir. ABD ve diğer Batı ülkeleri başta olmak üzere her devlet kendi tarihiyle yüzleşebilseydi, belki de bugün gerçekler ile ithamlar arasında sıkışıp kalan soykırım meseleleri de çözülmüş olacaktı.

Her yıl 24 Nisan’da ABD başkanı Ermeni meselesiyle ilgili “Soykırım” ifadesi kullanacak mı, kullanmayacak mı tartışmaları yapılır. Bu tartışmaların bir tarafında Türkiye, diğer tarafında Ermeniler bulunmaktadır. ABD başkanlarının kullanacakları ifadeler de tarih ve vicdan süzgecinden ziyade; Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrettiği düzey ve lobi/diaspora savaşında baskın gelen tarafın dayatmalarına göre şekillenmektedir.

Haliyle ABD başkanları nezdinde “Soykırım” meselesi tarihsel bir olgu olarak değil, siyasal ilişkilerin seyri ve “Soykırım” kavramının sopa niyetine kullanılmasından ibaret kalmaktadır.

Ermeni tehciriyle beraber soykırıma varan tartışmalara ayna tutmak, bu bağlamda çok da işlevsel durmamaktadır. Mesele siyasallaştırılarak ülkeler arası ilişkilerde şantaj aracına dönüştürüldüğü için olaya tarihsel perspektiften bakmak anlamını yitirmektedir.

Şöyle bir soru konu bağlamında herhalde absürd olmaz: Türkiye-israil ilişkileri dört başı mamur bir tarzda olsaydı, Biden yine de “Soykırım” ifadesini kullanacak mıydı?

Konuyla ne kadar ilişkilidir belki tartışılır, ama 24 Nisan yaklaşırken Türk-israil ilişkileri üzerine gerek İsrail medyasında gerekse başka platformlarda yapılan haber ve yorumlar, Ermeni soykırım meselesinde ABD başkanlarının tavrındaki belirleyici etkenin bu noktada yoğunlaştığı izlenimi ortaya çıkmaktadır.

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler başta ticaret olmak üzere birçok alanda tarihi zirvelerle gündemdeyken diplomasi cephesinde limoni bir seyir takip etmektedir. Başta Filistin meselesi olmak üzere Türkiye’nin takındığı tutuma karşılık İsrail de son dönemde nükseden Doğu Akdeniz sorununda Türkiye karşıtı cepheyle işbirliği yaparak karşı hamleler yapmaktadır. Ancak İsrail, tekelindeki rezervleri işleterek üreteceği gazı Avrupa pazarlarına ulaştırmak için en ekonomik rotanın Türkiye üzerinden geçtiğini bilmektedir. Türkiye ise yaşadığı ekonomik kırılganlık ve dış ilişkilerde sürüklendiği yalnızlıktan kurtulmak için İsrail ile ilişkileri geliştirmenin yollarını aramaktadır.

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin yüksek düzeyde olması, aynı zamanda Washington yönetiminde her kademeye söz geçirebilen “Yahudi lobileriyle” ilişkilerinin de iyi olması anlamına gelmektedir. Lobicilik ve milyar dolarlar karşılığında olsa da Yahudi lobileriyle iş tutmak, Washington yönetimi nezdinde ülkeleri bir tür ayrıcalıklı konuma yükseltmektedir. Dolayısıyla Türkiye’yi İsrail ile yakınlaştırıp eski günlerdeki gibi Siyonist çiftliğine çevirmek için “Soykırım” ifadesinin tipik bir baskı aracı olarak kullanıldığı ihtimali gözlerden kaçmamaktadır.

İsrail Hayom gazetesi 24 Nisan arifesinde Türkiye ile israil’in tekrar anlaşarak eski günlere dönülmesinin gerekliliğini vurguladı. “Süleyman ittifakının” şekillenmesi halinde iki ülkenin de bölgede devasa imkanlara kavuşacağını belirterek, başta Doğu Akdeniz’de işbirliği olmak üzere Suriye sahası, İran’ın bölgesel gücü ve nükleer çalışmaları konusunun iki ülke için de endişe kaynağı olduğunu belirten bir yorum yayınladı. Türkiye’nin Atlantikçi ittifaka tekrar yönelmesi gerektiğini belirten gazete, sahip olduğu seküler kimliğin Türkiye ve bölge açısından önemini dile getirdi. İsrail’le ilişki kurması halinde Türkiye için pembe tablolar çizen gazete, dış politikada yaşanan izolasyon ve ekonomik kırılganlığa işaret etti.

Türk-israil ilişkileri limoni. ABD ile olan ilişkiler de malum. Başta Suriye sahasındaki gelişmeler olmak üzere S-400 konusu, ilişkilerdeki gerilimin sembolleri olmuş durumda. Diaspora için bu önemli bir fırsat iken, diasporayı dengeleyecek Yahudi lobisine duyulan ihtiyaç, büyük ihtimalle Türkiye iç kamuoyunda da mandacı zihniyet tarafından sıklıkla dillendirilmeye başlanacaktır.