• DOLAR 5.884
  • EURO 6.502
  • ALTIN 280.16
  • ...

Amerikalıların hükümranlığında yürüyen İngiliz patentli “Dünya düzeni” patır patır dökülüyor. Alışılagelen küresel ve bölgesel stratejiler tepetaklak, değişmez gözüyle bakılan kadim ittifaklar ve ihtilaflar allak bullak olmuş durumda.

 Yeni jeopolitik stratejiler belirleme çabaları küresel çapta yeni bir dizayn öngörüsünün adımları olarak görülürken, eskiyi yıkıp yeniyi inşa etme politikaları kaos görüntüsü veren bir tablonun da oluşmasını beraberinde getirmektedir.

 Tüm dünyada makro ölçekte ortaya çıkmış olan yeni bir geleceğe hazırlanma telaşı, mikro ölçekte de kendini gösteriyor. Alışılagelen “Demokratik teamüllerden” vazgeçip güvenlikçi politikalara yönelme, bunun sonucu olarak ortaya çıkan otoriterleşme eğilimleri sadece üç beş ülkenin değil, artık bir çok ülkenin sığındığı korunaklı liman olarak görülmektedir.

 Küresel çaptaki beklentiler; ekonomiden siyasete, savunmadan jeopolitik konumlanmalara kadar çok farklı alanlarda geniş kapsamlı krizlerin yolda olduğu yönündedir. Dolayısıyla sınır ötesi krizlerle yüzleşmeden önce birçok ülke önceliğini kendi iç sorunlarına vermiş durumdadır. Bu durum Amerika’dan Avrupa ülkelerine, Afrika’dan Asya’nın derinliklerine kadar her yerde görülebilir hale gelmiştir.

 Bu anlamda Türkiye de benzer bir tavır takınmıştır. Türkiye’nin cumhuriyetle yaşıt temel iç sorunları mevcuttur. Bunların başında da Kürtlerin meşru talepleri ve bu talepler üzerinden konumlanarak bugünlere kadar gelen PKK sorunu mevcuttur. Türkiye, bugüne kadar Kürtlerin meşru talepleri konusunda nihai bir çözüm geliştiremediği gibi, uzun süre devam eden silahlı çatışma sürecinde silahlı örgüt konusunda da netice almış değildir.

 Son süreçte devlette kabul gören “Güvenlikçi politikalar”, örgüte karşı daha fazla sert adımların atılmasını beraberinde getirdi. Silahlı örgüte karşı geniş kapsamlı operasyonlarla sınırlar içerisinde örgütü önemli oranda geriletmiş durumdadır. Ancak sivil alanda başgösteren bazı gelişmeler, silahlı örgütün etkisiyle politize olmuş Kürt kesimini “Sivil muhalefet” adına devletin kurucu ideolojisinin mimarlarına monte etmeye başlamıştır. Kimi Kürt çevreleri sırf Erdoğan karşıtlığından kaynaklanan içgüdülerle bu montaj işini “başarı” olarak görürken, gerçekte “Muhalif” kisveli bir kitleyi kurucu ideolojinin stepnesi haline getirmek, “Devlet aklının” en ciddi başarılarından birisi gibi durmaktadır.

 Kayyım mekanizmasının yeniden işlenmesiyle daha fazla görünür hale gelen kurucu ideolojiye montajlama harekatı, Kürtlerin bir kesimi ve bir çok politik aktör açısından bir “Zafer” gibi görünse de, kurucu ideolojinin mimarı bir parti olarak CHP kuyrukçuluğuna soyunmak, akıl sınırlarını epey zorlamaktadır.

 Bugünlerde geçmişi, ideoloji, fikri yapısı, mimarları, katliamları irdelenmeden CHP’ye eklemlenme çabaları, kim ne derse desin büyük bir mühendislik başarısıdır. Kürt kimliğini inkar etme ve inkardan kaynaklanan sorunları bugünlere kadar taşımaya vesile olmuş ideolojik bir partinin kapısına şu anda “Kürtlerin kurtarıcısı” tabelası asılmıştır. Kürtlere vadettiği en ciddi şey ise “Erdoğan’dan kurtulmak” olmuştur. Erdoğan’ı ve politikalarını sevmeyebilir, yerden yere vurabilirsiniz. Ama Erdoğan’dan kurtulma arzusu Kürtlerin haklarına kavuşmasıyla eş anlamlı bir arzu olmadığı gibi, sadece CHP’nin iktidar arzusuna katkı sağlamaktır.

 Hedef muğlak olsa da kırk yıllık silahlı serüven, ölen on binlerce kişi, yakılıp yıkılan binlerce yerleşim birimi… Bunca yaşananlar dönüp dolaşıp CHP’nin iktidar arzusunun hizmet aracına dönüşmüşse, varsın Tayip Erdoğan tepetaklak gidiversin.  CHP Kürtlere ne verecek? Heybesinde totem ideolojisinden başka hiçbir sermayesi olmayan CHP, Türk halkına bugüne kadar ne verebildi ki Kürtlere de verebilsin?! CHP çok “Demokratik” bir zihniyet mi ki “Türkiye’nin demokratikleşmesini” birlikte sağlayacaksınız?!

 Yukarıda belirttiğimiz gibi; her ülke küresel çapta yaşanan çalkantılara hazırlık kapsamında tedbirler alma yoluna gitmekte ve Türkiye, CHP’ye montalama yapmak suretiyle Kürtlerle ilgili tedbirlerini almaya çalışmaktadır.

 Burada malum kesimlerce alkışlanan “Örgüt aklı” ile Kürtleri CHP içerisinde öğütme politikasını başarı ile sürdüren “Devlet aklı” arasındaki farkı görüyoruz aslında.