• DOLAR 5,7907
  • EURO 6,5797
  • ALTIN 263,029
  • ...

Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç, sanatın, ruhun dışa yansıması olduğunu söylemektedir bir kitabında. Ona göre sanat ve edebiyat maveradan, yani ötelerden gelen, ruha ait, kalbe ait bir varlıktır. Duyguları coşturması, kalbi kıpır kıpır yapması, ruhu harekete geçirmesi ondandır. 

Sanatı ve edebiyatı önemsemeyen, sanat ve edebiyat adamlarını sahiplenmeyen toplumlar, milletler zaman içerisinde ahlak ve karakter zafiyetine uğramakta; coşku ve canlılıklarını yitirmektedirler. Böyle milletlerin dilleri kısırlaşmakta, duygularını ifade edebilmek için başka uygarlıkların kapısını çalmak zorunda kalmaktadırlar. Bu da güçsüzlüğe, yabancılaşmaya, öz benliğini yitirmeye, değersizleşmeye ve sömürüye yol açmaktadır.                  

Lütfen bu sözlerime basit birer teori gözüyle bakmayın. Bugün bizzat yaşadığımız acı gerçeklerdir bunlar. Biz bugün Batının edebiyatına ve sanatına mahkûm değil miyiz? Kullandığımız kavramların, kelimelerin çoğu Batılı milletlerin dillerine ait değil mi? Ne yazık ki İslam ümmetinin kültürlü gençliği Batının edebi ürünlerini okuduğu, Batının kavram ve kelimelerini kullandığı için, zihinsel olarak Batılılaşmıştır. Artık Müslümanlar Batılılar gibi düşünmekte, Batılılar gibi hissetmekte, Batılılar gibi konuşmakta: Kendi dinlerine ve mili değerlerine oryantalist bir mantıkla yaklaşmaktadır. Biz siyasal, askeri ve ekonomik açıdan Batı uygarlığına esir olduğumuz gibi, ruhen ve zihinsel açıdan da bu karanlık, inançsız, ateist uygarlığa esir olmuşuz.                     

Maddi ve manevi zenginliklerimizi talan eden güçlü milletlerin tahakkümünden kurtuluşun, özgür ve onurlu halklar olma arzusunun yolu dini ve kültürel direnişten geçer. Kültürel diriliş nasıl gerçekleşir? Güçlü bir dile sahip olmakla… Bizim olan, bizi anlatan, dinimizle, geleneklerimizle barışık ve tanışık bir dile sahip olmakla… Bu ideali ancak büyük sanatçılar, büyük edebiyatçılar gerçekleştirebilir. Şaheserler, edebi başyapıtlar; yeni, çağdaş Mesneviler, Şahnameler, Bostanlar, Gülistanlar bu ideale ev sahipliği yapabilirler.                  

Sevgili dostlar! Gençliğimizi hızla kaybediyoruz. Ruhları, kalpleri, zihinleri barbar Batının seküler, laik, dünyacı değerleriyle kirlenmiş; dünyaya tapınan, şehvet putundan başka mabuda inanmayan, bencil, karamsar, inançsız, gayesiz gençliğe sahip çıkmanın zamanı gelmedi mi?

Bu zavallı ruhlara yüce İslam’ın diriltici nefesini üfleyecek, onları materyalizm cehenneminden kurtarıp ilahi değerlerle tanıştıracak en güçlü silah sanat ve edebiyat silahıdır. Çünkü sanat ve edebiyat doğrudan doğruya kalbe hitap etmekte, duygular üzerinde sihirli bir etki yapmaktadır. Bir romanın, bir şiirin, bir sinema filminin bazen yüz binlerce kişinin ruhunda derin sarsıntılar yaratabildiğine hepimiz şahit olmaktayız.  

Kısacası özgür, onurlu, güçlü bir İslam ümmetinin sahip olması gereken şeylerden biri de güçlü bir sanat ve edebiyattır. Bizi umutlarımıza yaklaştıran edebiyatçılara sahip çıkmalı, yollarını açmalıyız!
Sanata ve sanatçıya değer vermeliyiz!

Burada Müslüman sanatçı ve edebiyatçılara da bir çift sözüm var. Müslümanın sanatı da Müslümanca olmalı. Müslüman sanatçı için sanat hak ve halk için olmalı. Sanatının merkezinde Allah rızası olmalı. Müslüman sanatçı, edebiyatçı sanatını, kalemini bir para kazanma aracına dönüştürmemeli.

Ne yazık ki bugün Müslüman sanat ve edebiyat adamlarının en büyük handikaplarından biri de bu… Nabza göre şerbet vermek. Kendisine para kazandıracak, popüler kültüre esir, geniş kesimlerin nefsani duygularını okşayacak eserler yazan Müslüman sanatçı ümmeti diriltecek, direniş kültürüne hizmet eden çalışmalardan uzak duruyor. Ümmetin sorunlarını, ideal ve hedeflerini,  cihat ve şahadet kültürünü, getirisi yok mantığıyla eserlerinde işlemekten imtina ediyor. Genç nesillerin sıradanlığını, seviyesizliğini artırmaktan başka işe yaramayan, gerçek sorun ve idealleri işlemekten uzak, nefsani arzularını okşayan macera, aşk ve buna benzer şeylerle bezenmiş eserleri İslami eser etiketiyle piyasaya sürüyorlar.

Müslüman sanatçı, edebiyatçı ve yayınevleri para kazanma derdinden vazgeçip ümmetin uyanışına, dirilişine, emperyalist güçler karşısındaki direnişine katkı sağlayacak çalışmalara yönelmeli, buna ilgi göstermeliler. İslam ümmetinin büyük bir esaret ve perişanlık içinde yaşadığı, Kudüs gibi mukaddes şehirlerimizin işgal altında olduğu, ümmet olarak varlığımızın bile tehdit altında bulunduğu bu karanlık çağda Müslüman sanatçının omuzlarına tarihi bir sorumluluk yüklenmiş bulunmaktadır.