Ümmetin Kurtuluşu Selahaddin Olmaktan Geçer!

İslam evrenseldir. İslam'a sınır çizenler, dinimizi dar kalıplar ve sınırlara hapsetme düşüncesinde olan İslam düşmanlarıdır. İslam bir bütündür parçalanamaz. Tıpkı hâkim olduğu topraklar gibi…

İslam hapsedilmeye gelmez. Evin odalarına sığmaz, evlere sığmaz, binalara sığmaz, sokak ve mahallelere sığmaz, şehirlere sığmaz, ülkelere sığmaz, kıtalara sığmaz... Tıpkı Allah'ın hiçbir yere sığmam ancak Mümin'in kalbine sığarım dediği sevginin hayata yansıması gibi… Dünya'ya gönderilen efendimiz (sav)'in getirdiği kitap Kur'an'ı Kerim sadece okunacak bir kitap değil aynı zamanda insanlığın hayatını kuşatan ve kurtuluş reçetesi olarak gönderilen Alem şümul bir kitaptır. İslam yalnız Mekke'de kalmamış, Medine derken Arabistan yarımadasına yayılan bu yüce din sınırları aşarak Dünya'nın 3'te ikisine hükmedecek sınırlara ulaşmıştı.

İslam'ın kuşatıcılık ve adalet sistemi dünyaya hükmederken en temel faktör şüphesiz ki Müslümanların birlik ve beraberliğiydi. Hatta azınlıklara verdiği önemden dolayı ehli kitap olanlar dahi rahat bir şekilde dinlerini ve hayatlarını yaşıyorlardı. Çünkü bunu emreden İslam diniydi. Tarih sayfalarına bakılınca Müslümanların yükselişinde en etkili rol birlik olgusudur. Müslümanlar ne zamanki kendi aralarında ayrılık ve tefrikaya düşmüşse düşüşe geçmiş, aralarındaki bağ kopmuş, şeytanın hile ve tuzaklarına kapı aralamış ve kendilerine gelememişlerdir.

Sadece iki örnek vermek yeterli sanırım. Abbasi döneminde yaşayan Kürt Selahaddin i Eyyubi'nin haçlıları hedefine koyması ve Kudüs'ün özgürlüğü için verdiği mücadele dillere destan bir mücadeledir. İhlas'ın neler kazandırabileceğini bize öğreten özgürlük savaşçısı olan Komutan Selahaddin nihayetinde Allah'ın yardımıyla Kudüs'ü fethetmiş ve bizlere ümmet olmanın nasıl olması gerektiğinin dersini vermiştir. Diğer örnek Osmanlı'nın kurucusu Osman Bey'in yaşadığı dönemde kendisinin yaşamış olduğu bölgede birbirleriyle savaşan beyliklerin aksine Osman bey de yönünü haçlı' ya çevirerek beyliklerin kendi aralarında sürdürmüş oldukları savaşın bitmesine vesile olmuş ve ordusunun etrafında kenetlenmelerini sağlayarak haçlılara karşı Müslümanların izzetini ve birliğini sağlamış ve Müslümanlar Viyana kapılarına kadar dayanmıştır. Üstad Bediüzzaman'ın tabiriyle ‘yarı İslam'la yönetilen Osmanlı, 600 sene Dünya'ya hükmetmiştir' İfadesi ‘Viyana ‘da neden takıldı da Dünya'nın her yerine hâkim olamadı' sorusunun cevabı ‘yarı İslam' ifadesinde saklı olabilir. (İlahi hikmet gereği)

Biri Kürt biri Türk olan bu iki şahsiyeti değerli kılan Müslümana yakışan bir mücadelenin öncüleri olmaları ve İslam'ın emrettiği birliği sağlayıp İslam düşmanlarına karşı verdikleri mücadele ve zaferlerdir. Müslümanların birliğini bozan Irk ve milliyet hastalığı olmuştur. Bugün Müslüman ülkeleri parçalamak için uğraşan emperyalist Haçlıların yaptıkları taktikler gibi…

İslam'ın bizlere bahşettiği değeri biz Müslümanlar olarak bilmiyoruz maalesef! Allah'ın bizlere bahşettiği yeryüzüne tamamen İslam'ın hâkim kılınması hedefini bir tarafa bırakıp herkes kendi ırkının toprağına sahip çık(a)ma(ma) ve bir pay koparma endişesine düşmüş. Biz olmayı bırakıp ben olmanın derdine düşmüşüz. Ahireti bize vaat eden Rabbimizin emrine muhalif olan insanın dünyayı istemesi ve dünya bana yeter demesi gibi…

BEN kavgasından vazgeçmediğimiz sürece İslam topraklarına bombalar yağmaya, kardeşlerimiz can vermeye, namuslar talan edilmeye devam edilecek. Mezhep, Meşrep, Milliyet ve ırk hastalığını bırakmazsak yarın saydığımız unsurların barındırdığı değerlerimizi de parçalara ayıracak ve lime lime, lokma lokma bizleri tamamen silmenin ve yok etmenin gayreti içerisinde olacaklar.

‘Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılmayın' buyruğuna sarılmalı O sağlam ipe tutunup Rabbimizle olan irtibatımızı güçlendirmeliyiz ki sıkıntı anlarımızda imdadımıza Rabbimiz yetişsin. Aksi takdirde ipi koparırsak Allah'ın üzerimizdeki yardımı kalkar hiç kimse bizi O karanlık kuyulardan ve bataklıklardan kurtaramaz.

Müslümanlar olarak BİZ olmayı öğrenmeli ve kenetlenmeliyiz. Biz olup Haçlıları ve Siyonistleri hedeflediğimiz an birliğin temellerini atmış olacağız. Kudüs'ün ve Müslümanların işgalden kurtuluşu için her birimiz 1 Selahaddin olmalıyız ki  “Kuşkusuz Allah kendi yolunda, kurşunla kaynamış binalar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” ayetine mazhar olan bir ferdi ve ümmeti olacağız.

Rahman İhlas'a bakar, İhlas ise Rahim'i celb ettirir. O zaman Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla Bismillah diyelim.

Unutmayalım! Ümmetin kurtuluşu Selahaddin olmaktan geçer!