Zorlu Referandum süreci ya da süper kupon

Öyle gözüküyor ki, anayasa değişikliği için dört ay sonra referandum yapılacak. Ana muhalefetin çok sert karşı duruşu, bu dört ayın ana gündemini şimdiden belirlemiş oldu. Öyle ki mitinglerde, kürsülerde nelerin konuşulacağını az çok biliyoruz.

Hükümet kanadı, özellikle CHP'nin geçmişine dair örnekleri sıralarken, aslında rejim tartışılmış olacak. Tabi İnönü'nün ötesine geçilmeyecek. Çok titiz biçimde 1924-1938 arasındaki dönemin, -Mustafa Kemal'in parti başkanlığının hatırlatılması gibi işe yarar örnekler hariç- yıkımları atlanacak.

CHP ise, özellikle yurtdışında son bir iki yıl içinde ne kadar Erdoğan karşıtı yetkili, kurum, çevre, örgüt, yazar ve siyasetçi varsa hepsinin desteğine güvenecek.

Dolayısıyla son bir yılda fırsatı kaçıranlar için, mesela FETÖ için, NATO için, garbın afakını sarmış ne kadar rahatsız güruh varsa hepsi için bu Nisan referandumu, süper kupon gibi olacak. Tüm elemanlarıyla sahada olacaklar.

Bombacılar, twitçiler, devrimciler, kapitalistler, AB'den devlet adamları, gözlemciler, anketçiler, kökten laikler ve hayvanseverlere kadar hepsi bu dört ay boyunca tüm hünerlerini gösterecekler.

CHP'nin her Atatürk deyişinde MHP'nin, iki adım ileri modundan bir adım geri gideceğini, dolayısıyla sarsıntılı bir sismik görüntü vereceğini de not edelim.

CHP için bu referandum biraz hayat-memat meselesi gibi. Çünkü her ne kadar bu anayasa değişikliği öyle rejimin laik-kemalist kodlarını değiştirmese de, birileri bu değişiklik ile oyun kurma, numara çekme, darbe ve koalisyonla bile olsa iktidar hayali kurma gibi tüm sermayelerini kaybetme endişesi taşıyorlar.

Hep birlikte batılı müttefiklere ısrarla Türkiye'nin Osmanlı gibi padişahlığa dönüşeceğini anlatıp daha da korkutacaklar. Usta karikatüristlere İkinci Mahmut gibi batıcılar hariç her padişahın boy boy Erdoğan'lı resimlerini çizdirecekler.

ABD'den peşpeşe ‘endişeliyiz de endişeliyiz' açıklamaları yaptıracaklar. Bu arada on binlerce büst ve heykelle doldurulmuş bir memlekette ne gibi provokasyonlar planlayacaklarını da göz ardı etmemek gerek.

Ve -kerametinden mütevellid- kırmızı bültenle arandığı halde malum kulübesinde bulunamayan ve yedi sene önceki halk oylamasında; "imkân olsa mezardakileri bile kaldırarak 'evet' oyu kullandırmak lazım" diyen müflis tüccar da, bu defa aynı cümleyi ‘hayır' ile kuracak.

Rejimin banisi olan İngilizler ve onların bugünkü türevlerinin bu anayasa değişikliğine karşı olmalarının temel esprisi, artık açıkça ‘İslamcı' diye niteledikleri bir liderin küresel emperyalizmin çıkarlarına ters düşen kimi tavırlarının kalıcı ve yaygın bir kimliğe bürünme tehlikesidir.

Üstelik bu türden anayasa değişiklikleri şayet sorunsuz ve kolay gerçekleşirse, yarın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilk maddeler için de kapı açılmış olur ki, bu da tahammül edemeyecekleri kadar ağır bir sonuç olacaktır.

Bu yüzden zayıflamış bir ekonomiye ve kamu güvenliğinin sağlanamadığı bir yönetime ‘evet' demenin hayırlı olmayacağı tezini pratiğe aktarmak, bizi çok seven(!) batılı dostlarımız için de hayati öneme haiz.

Hükümet, son seçimde aldığı oyların üzerine MHP'nin oylarını da hesap ediyor ve sanki yüzde 51'i çantada keklik görüyor. Ancak bu referandumu daha çok 7 Haziran sonuçlarına bakarak değerlendirmek gerekecektir.

Çünkü aşırı dozda korku ve güvensizliğin pompalandığı bir zeminde, kitleler, Fiziğin birinci yasası olan eylemsizlik prensibi ile hareket edip durumunu değiştirmemeyi tercih edeceklerdir.

Ha bir de hesapta olmayanlar var. O da bir sır işte; bu yıl bol bol yağdırılan kar gibi, bereket gibi ve kalplere üfürülen hüsn-ü zan gibi.   

Page generated in 1498746011.73 seconds.