• DOLAR 8.432
  • EURO 10.237
  • ALTIN 498.271
  • ...

Gün geçmiyor ki haber bültenlerinde denizde boğulan mültecilerin haberi geçmesin. Yahut Yunanlıların geri ittiği, botlarını batırmaya çalıştığı göçmenlerin. Haydi onların tıyniyeti bu.

Ancak iki gün önce malum partinin grup başkan vekili ki ne anne tarafından ne de baba tarafından Türk de değil göçmen olan şahıs aynen şu ifadeleri kullandı: “İlk seçimde Suriyeliler kendi ülkesine dönecek. Şimdiden hazırlık yapmalarını tavsiye ediyoruz. Ya kendi ülkelerine dönecekler ya da Avrupalılar misafir edecek. İşgalciden farksız olan Suriyelilerin kalmasına müsaade etmeyeceğiz.”  

Salgın hastalık karşısındaki çaresizliğimizle günahlarımızı hatırlayıp, lütfettiği hayırları vesile kılarak Rabbimize el açıp yalvarırken.

Tam da mazlumun, muhacirin daha bir sahiplenildiği mübarek Ramazan ayına girerken.

Sözleri niyetlerinden daha ehven olan ABD Başkanı dahi, Arakan’ın, Doğu Türkistan’ın Müslümanlarının hakkını korumaktan bahsederken.

En azılı ırkçıları bile utandıracak bir nefretin kursağında boğmak istedikleri söz konusu Suriye’lilerin çoğu yetim ve öksüzden, hem 2 milyon 596 bin 643 kişisi kadın ve çocuklardan oluşuyorken.

İçlerinde 750 bin öğrenci bu ülkenin eğitim sisteminde okuyorken.

1,3 milyonu çalışarak, 15 bini bir şirketle, 20 bini KOBİ vasıtasıyla ekonomiye katkıda bulunuyorken.

Rakamlar bir yana, aynı Adem’in çocukları olup bize sığınmışlarken.

Çamurlu suların ortasındaki çadırlarda çocuklarıyla yaşam mücadelesi verirlerken.

Aylan bebeğin yüzüstü resmi hala insanlığı ciğerinden vurmaya devam edip nefesleri kesiyorken.

Van gölünde boğularak, Çaldıran’da donarak can veren göçmen gençlerin sızısı unutulmamışken.

Suriye’li diyerek aşağıladıkları insanların dedelerinin Çanakkale’deki şehid kabirlerinde olmaları bunların kinlerine derman olmuyor.

Daha yüz yıl öncesinde Halep ile Antep arasında sınır filan olmadığını hatırlamak, öfkelerini dindirmiyor.

Bu türden tahriklerle, kadın çoluk çocuk nice Suriye’linin, bu memlekette en vahşi biçimde katledilmeleri de bunların kalplerine işlemiyor.

Demek ki daha fazla kan istiyorlar, başlarına bombalar yağdırılan kendi öz topraklarında toplu katliamlarla yok edilmelerini istiyorlar.

Bir de başta acırken, böylesi kışkırtmalardan etkilenerek, işsizlik ve bazı ekonomik sorunlar için Suriye’li muhacirler hakkında ileri geri konuşanlar var. Böyle söylerken de onları sahiplenme hürmetine ne kadar büyük belalardan korunduklarını, nasıl ilahi inayetlere eriştiklerini unutuyorlar.

Tıpkı şu Hadis-i Şerifi unuttukları gibi; "Hediye veya bağışından dönen, kusmuğuna dönen köpek, gibidir." (Ebu Davud, Büyû 83;Tirmizî, Büyû 52)

Suriye’lilere karşıtlık üzerinden büyütecekleri toplumsal tepki ve onunla da siyasette bir temsiliyyet kazanma numarası, köpek kusmuğundan daha iğrençtir.

Ama başaramayacaklar.

Çünkü bu memlekette, her şeye rağmen on bir ayın sultanı Ramazan bir başka yaşanıyor. Oruç tutma oranı da hayli yüksek.

Bu durum, açların, muhacirlerin doyurulması, ihtiyaçlarının karşılanması demek. Yine bu, aynı zamanda fitre sadakası ve zekat anlamına geliyor.

Hem, ırkçılığı yerle bir eden, düşküne, ezilene, mazluma, muhacire ihsanı emreden Kur’an’ın zihinlerde yeniden nakşedilmesi anlamına geliyor.

O yüzden Ramazan ayına hürmeti olan bir toplum, Allah’ın izniyle faşistlerin de kurbanı olmaktan kendini koruyacaktır.

Mübarek olsun.