• DOLAR 6.602
  • EURO 7.246
  • ALTIN 338.56
  • ...

Bu ülkede yaşayarak öğrenmenin dayanılmaz çekiciliğine her gün nice misaller bulmak mümkün. “Mesele ağaç değil sen hala anlamadın mı?” diyenlerin berat ettiğini bildiren haberden sonra, bu ülkede vandalizmin yani işyerlerini, kamu araçlarını, caddeleri yakıp yıkmanın bir cezası olmadığını öğreniyorsunuz.

Dindar kimlikleriyle en üst makamlara gelmiş devletlülerin, görevleri bitip de köşesine çekildikten sonra yaptıkları güzellemeleri duyuyorsunuz. Böylece kimi İslamcıların, zamanla batılılardan çok daha makyavelist olabileceğini öğreniyorsunuz.

Kimliği, adresi, durumu belli olsa da basit bir şikayet yüzünden entelektüel dindar insanların gece yarısı karakola alındığını görüyorsunuz ve kerameti kendinden menkul işgüzarlığın ne boyutlara ulaştığını öğreniyorsunuz. Tıpkı bir büste kartopu atmanın cezasının başka okula sürgün gitmek, tehditle korkutulup susturulmak olduğunu öğrendiğiniz gibi.

Sanki senseyler, daha geçen yıl, leb demeden leblebiyi anlayan uygarların iki bin beş yüz liraya alacakları kitabın kuyruğuna herkesi katmak için çok kıymetli bilgileri sürekli güncelleme ihtiyacı hissediyorlar. Suç, tabi ki öğrenme ve hatırlama kusuru olan zavallı yığınlarda. O zaman öğrendiklerimizi unutmaya bir son verelim ve hafifçe geçmişe gidip müstesna hatıraları yad edelim.

Mesela, ötelerden uyarılarla memlekete eşsiz katkıda bulunan yazar Necla Çarpan’ı neden unuttuk? Bu büyük vebalin altında kalmayalım diye bu meşhur kadını 12 yıl önce Yeni Şafak da, tafsilatıyla yazmıştı.

Efendim, yaşanan hikaye şu: Neclâ Çarpan, bir yazar. İlk baskısı 1973 yılında yapılan “Öte Âlemden Atatürk Sesleniyor: İlâhî Nutuk” diye 164 sayfalık bir kitap yazıyor. Kitabında Mustafa Kemal ile mesajlaştığını, kendisine mesajlarını el yazısıyla gönderdiğini iddia ediyor ve bunları neşrediyor. Gelen bu mesajlar hemen her konuda çözüm önerileri ihtiva ediyor. Örneğin; “televizyon yayınları çift kanal üzerinden yapılıp yaygınlaştırılmalı”, “komünizmin önüne geçilmeli”, “Devrim Konseyi kurularak askeri bir millî güvenlik tezi plan ve programı hazırlanmalı ve böylece ülke cahil bir zümrenin siyaset ve politika yaptığı ortamdan kurtarılmalı” gibi..

Yazar bu kitabıyla her ne hikmetse o zaman Adlî Tıp’a sevk ediliyor. Adlî Tıp, bu yazar hakkında özetle; “Demek ki Allah isterse, geçmişteki birinden bugün yaşayan birine mesaj iletebiliyormuş” şeklinde bir rapor yazınca, Anadolu Ajansı, haberlerinde söz konusu yazar için; “Kemal Atatürk'ün ruhu ile temasta olduğu ilmen sabit görülen bayan medyum” ifadesini kullanıyor.

Tabi haliyle o dönem, Necla Çarpan, artık devlet adamlarının itibar ettiği birisi oluyor. Kendisiyle sık sık görüşüp taltifte bulunanlardan bazıları gazetelerde şöyle sıralanıyor: Başbakan Süleyman Demirel, Senato Başkanı Kemal Arıburnu, Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, Dışişleri Bakanı ihsan Sabri Çağlayangil, Sanayi ve Ticaret Bakanı Mesut Erez, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, Jandarma Genel Komutanı Fuat Doğu, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün Yaveri, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Kemalettin Gökakın, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Müsteşarı Avni Akyol, TRT Genel Müdürü Musa Öğün.

Tabi personelin bu yazardan istifade etmesi için 19.07.1967 tarihli ve Tümgeneral Kurmay Başkanı Reşat Gülsoy imzalı bir yazıda da Jandarma Genel Komutanı’nın emriyle yazar ve eserleri tavsiye ediliyor.

Necla Çarpan, görüştüğü zatlara, “İlahî Nutuk” da dediği kitabının yeterince ilgi görmemesinden yakınırken eserinin devletçe komple satın alınmasının lüzumuna değiniyor. Ve talebi olumlu bulunarak gereği yerine getiriliyor. Kitabının bütün nüshaları devlet tarafından satın alınıyor. Sonra şöhreti sınırları aşıyor. Öyle ki, Şah Rıza Pehlevi kendisini Tahran'a davet ederek yüklüce kitap satın alıyor. Pehlevi'nin eşi Şahbanu da kitabı Farsça'ya tercüme ettiriyor. Rauf Denktaş da, Çarpan'ı Kıbrıs’a davet ediyor.

Elhasıl, Bu Ülkede sürpriz yok, şans var. Unutmak yok, öğrenmek var. Şaşırmak yok alışmak var.