• DOLAR 9.262
  • EURO 10.792
  • ALTIN 526.391
  • ...

Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye'de devlet eliyle yapılan zulümler hepimizin malumudur. O dönemlerde yaşayıp devletin ceberut yüzüyle tanışmayan kimse yoktur. Müslüman halkımızın mukaddesatı ve İslami kimlikleri ya silah zoruyla değiştirildi ya da ustalıkla dejenere edildi.

Hangi mezalimlerden bahsedeyim?

Kur'an'ın gölgesinde açılan ilk meclis ve sonrasında nasıl Kur'an'ı yasakladıklarından mı?

Ulemanın duasıyla açılan ilk meclis ve yine nasıl ulemayı dar ağaçlarında sallandırdıklarından mı?

Cami merkezli toplanıp cihada gidenler, sonrasında nasıl “Cihad” kavramını yasaklayıp ve Camileri ahırlara dönüştürdüklerinden mi?

Türkiye'nin kurucu unsuru olan Kürtlerin varlığı ve dillerini nasıl yasakladıklarından mı?

Çarşafıyla, sarığıyla cepheden cepheye koşan nenelerimiz ve dedelerimizin o kıyafetleri yüzünden hangi zulümlere duçar kaldıklarından mı?

Halifeliğin ilgası, harf kanunu, şapka kanunu… gibi toplumumuzun genleri ile nasıl oynadıklarından mı?

Yoksa bu uygulamalara muhalefet ettiği için İstiklal mahkemelerince yapılan katliamlar ve kıyımlardan mı? Hangisinden bahsedelim?

Hangisini kaleme alırsak alalım bu köşe o zulümleri yazmaya yetmez. Bunun için mezkur zulümleri tek tek analiz etmeyeceğim.

Yukarıda yazdığımız ve yazamadığımız bütün zulümler her geçen gün daha da katmerleşti. Tek parti dönemi, darbeler dönemi derken 2000'li yıllar… Toplumumuz canından bezmiş, hem ekonomik darboğazlık hem de toplumun kutuplaşması artık toplumu pimi çekilmiş bir bombaya dönüştürmüştü.

Türkiye'nin içinde bulunduğu bu ortamda Ak Parti'nin kurulması ve iddialı söylemleriyle halka ümit vermesi bir nevi toplum için en uygun tercih oldu. Nitekim kuruluşundan bir yıl sonra halkın büyük teveccühü ile tek başına iktidar oldu ve tam 19 yıldır da iktidardadır.

Ak Parti'nin Türkiye'ye ciddi katkıları oldu. Ancak müzminleşen birçok sorun ya yerinde sayıyor ya da daha da kronikleşti. Bunların başında Kürt meselesi geliyor.

Kürt meselesi Cumhuriyet tarihi ile yaşıttır, bu sorunun temeli “Kürt yok Türk var” veya “Ne mutlu Türküm diyene” gibi sloganlar ve anlayışlardır.

Sayın Erdoğan 2013 yılında “Çözüm süreci” ile bu konuya neşter atmak istemişti ancak gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklediği için sonuç alınamadı.

Şu an ise siyasi iktidar ve ortaklarının milliyetçi söylemleriyle, Kürt meselesi daha da içinden çıkılmaz bir hal aldı. Ak Parti dilinin milliyetçileşmesi demek bu alanla ilgili şimdiye kadar elde edilen kazanımları bir kenara bırakarak eski devlet zihniyetine dönmek anlamına geliyor. Bu da Türkiye'de yaşayan her kesime zarar veriyor.

Hatırlayın son birkaç yıl içinde Kürtçe konuştuğu için, kürtçe şarkı dinlediği için ya da "ben kürdüm" dediği için ne kadar kişi ırkçı saldırılara maruz kalıp mağdur edildiği siz değerli okurların araştırmasına bırakıyorum.

Sadece geçen ay Konya'daki Kars'lı Dedeoğlu ailesine yönelik yapılan katliam ve dün Trabzon Şalpazarı Belediye Başkanı'nın, üzerinde "Kürdistan" yazıldığı için fabrika basıp resmi bütün teamülleri ayaklar altına alarak hem hüküm vermesi hem de ceza kesmesi siyasi iktidarın milliyetçi söylemlerinin sahaya yansımasıdır. 

Unutmayalım Türkçülüğü hortlatmak isteyenler, buna tepki olarak kontrollü Kürtçülüğü canlandırmak isteyecektir. Bu da ucu karanlık mihrakların elinde olan kirli bir oyundur.