• DOLAR 7.806
  • EURO 9.432
  • ALTIN 454.661
  • ...

“İlahi adalette zaman aşımı yoktur. O bir gün mutlaka tecelli edecektir” diye bir söz vardır.

Evet, dünyada adalet kapısı yüzlerine kapananlar ve mağduriyetler yaşayanlar, terazinin şaşmadığı o günde ilahi adaletle tanışacak ve hak ettiğini alacaktır. Bu konuda zerre kadar şüphemiz yoktur.

Son birkaç yıldır bazı düzenlemeler yapılmış olsa da Türkiye’de ciddi bir “Adalet” sorunu vardır. Bunun için “Adalet” kavramını her duyduğumuzda kulak kabartıyor ve dikkatlice dinliyoruz.

Geçen hafta Adalet Bakanı Sayın Abdülhamit Gül’ün katıldığı bir Hukuk sempozyumunda kullandığı şu cümleler dikkat çekiciydi.

“Adliyenin kapısı adaletin kapısıdır. Bu kapıya gelen herkes hakkına erişeceğini ve en saygın biçimde muamele göreceğine inanmalı ve yaşamalıdır. Hukuku yaşatacak olan uygulamanın kendisidir. Bir dosyada verilen bir kararla ilgili, ‘kim olsa aynı kararı verirdi’ dedirtebiliyorsak orada hakikat ortaya çıkmıştır. Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun...”

El hak, kitabın ortasından konuşmuş ve adaletin tesisi için olması gerekenleri dillendirmiştir.

Peki, “Adalet” sisteminin başında bulunan Sayın Bakan’ın söylemleri ile adaleti dağıtmakla görevli yargının pratikteki uygulamaları ne kadar örtüşüyor?

Peşinen söyleyelim, maalesef örtüşmüyor. Hatta teoride söylenenler ile pratikteki uygulamalar bazen tamamen bir biriyle çelişiyor.

Türkiye’de bir yılda yargıya taşınan dört milyona yakın dosya var. Bu dosya taraflarının yargıya olan memnuniyeti aynı zamanda adaletin ölçüsünü de gösterir.

Eğer yargıya güven yüzde 30-35’lerde ise burada adaletten bahsedilemez. Bilakis ciddi bir adaletsizlik ve yargıya karşı ciddi bir güvensizlik sorunu var demektir.

Bilinmelidir ki vatandaş, Adalet ile ilgili söz söylemek ya da yaldızlı cümleler kullanmaktan ziyade icraat, adil bir sistem ve tarafsız bir yargı istiyor.

Sahip çıkılmadığı için hırsızlık ve uyuşturucu şebekelerine bulaşıp hayatları kararan on binlerce evladımızdan bahsetmeyeceğim.

Güvenlik Soruşturmaları mağdurları, mülakat mağdurları veya bir zamanlar FETÖ’nün yaptığı gibi içi boş dosyalar üzerinden yaşatılan binlerce mağduriyetlere de değinmeyeceğim.

Sadece 28 Şubat mağdurları ve Genç Evlilik mağdurlarının mağduriyetleri dahi bizlere Türkiye’deki Adalet manzarasını gösteriyor.

Her iki konuda da ciddi mağduriyetler söz konusudur. Bu mağduriyetleri yaşayanların kimi cezaevlerinde ölümü bekliyor kimi de yuvası dağılmış ve psikolojik travmalar yaşıyor.

28 Şubat mağduru ve kolon kanseri olan Şeyhmus Alpsoy ve yaşlı babası M. Emin Alpsoy 20 yıldır cezaevindeler. Baba oğul gibi daha nice 28 Şubat mağdurları adalet bekliyor.

Yine sayıları 16 bini aşan ve her birinin ayrı ayrı yürek parçalayan hikayeleri olan genç evlilik mağdurları adalet bekliyor...

Ey “Adliye kapısı adalet kapısıdır” diyerek “Adalet”e vurgu yapan etkili ve yetkililer!

Ey Adliyenin kapılarını tutanlar!

Bilmelisiniz ki bu kapıda bekleyen çok mağdur var ve bu kapı ne zaman açılacak? diye soruyorlar.