• DOLAR 7.812
  • EURO 9.129
  • ALTIN 473.63
  • ...

Son günlerde en çok tartışılan konuların başında kadına yönelik şiddet ve buna bağlı olarak “İstanbul Sözleşmesi” geliyor.

Toplumun kilit taşı olan aile müessesini korumak, devletin en öncelikli görevlerindendir. Ancak iktidarın bu konuda somut bir adım atmaması duyarlı çevreleri hem endişelendiriyor hem de düşündürüyor.

Allah aşkına! Sadece kadının beyanını esas alan bir anlayış, toplumun kilit taşı olan aile kurumunu ayakta tutabilir mi?

Erkekleri potansiyel suçlu olarak gören bir anlayış, güçlü bir aile yapısını inşa edebilir mi?

Basit bir tartışmadan dolayı yuvanın direği olan babayı aylarca evden uzaklaştırıyorsunuz. Direksiz kalan yuva yıkılınca da neden bu duruma düştük diye açıklamalar yapıyorsunuz.

Düşünün mutlu bir yuva ve huzurlu bir gelecek için birbirlerinin eksikliklerini giderme, en zor günlerde birbirine yardımcı olması gereken eşler, artık birbirlerinin açığını bulmak için dedektif gibi çalışıyorlar. Sanki bir bütünün iki parçası değil de birbiri ile mücadele eden iki rakip gibi oluvermişler.

Bu durumda olan yüz binlerce aile var. Bu aileler için “mutluluk” veya “huzur” kavramı bir anlam ifade edebilir mi?

Veya bu psikolojide olan ailelerin çocukları, gelecek adına ne vaat edebilirler ki?

Ya da yarının ebeveynleri olacak olan bu çocukların zihinlerinde nasıl bir aile mefhumu olur? Siz düşünün.

Dolayısıyla eğer bu gün dağılan yüz binlerce yuva varsa, her yıl bir önceki yıla oranla bu sayı artıyorsa ve çiftler evlenmeden önce, “boşanma ihtimaline karşı şu önlemi de alayım” hesabını yapıyorsa kimse gelecek adına bir hesap yapmasın. Belki yapılacak ilk iş aile yapısının imarı için kollar sıvanmalı ve bu alan için acil eylem planı hazırlanmalıdır.

Bunun için de öncelikle İstanbul Sözleşmesi gibi ucube uygulamaları fesh etmek ile işe başlanmalıdır. Unutmayalım ki bizler Batıyı taklit ettikçe battık. Seküler ve kapitalist Batının kanunlarını aziz toplumumuza dayattıkça değerlerimizden uzaklaştık. Gün gün geriledik ve vahşi Batıya bağ(ım)lı hale geldik.

Eşler birbirlerine güvenmiyor, ebeveynler evlatlarına, evlatlar ise ebeveynlere sırt çevirmiş durumda. Kardeş, kardeş üzerine hesap yapamıyor, pir-i fanilerimiz emekli maaşları, yaşlılık maaşlarından başka kimseden bir şey beklemiyor…

Elhasıl, toplumun yapı taşı olan aile zir ü zeber olmuş ve Batı kanunlarının olmayan insafına terk edilmiştir.

Peki, çare nedir?

Çare; Batı mukallitliğini bir kenara bırakıp, aslımıza dönmeliyiz. Manevi bağlarımızın dünyalıklarla mukayese edilemeyecek kadar değerli olduğunu anlamalı ve topluma kabullendirmeliyiz. İlgili kanunları inancımıza ve kültürümüze uygun hale getirip aile gibi manevi değerlerimizi yeniden imar etmeliyiz.

Ancak o zaman sağlıklı bir aile, güvenilir bir toplum ve gelecek vaat eden bir nesilden bahsedebiliriz.

Unutmayalım ki; bir kadın için en önemli iş annelik, bir erkek için de en önemli iş babalık görevidir. Bunu anlamadan ne mutlu bir yuva ne huzurlu bir toplum ne de aydınlık yarınlarımız olur.