• DOLAR 7.722
  • EURO 8.984
  • ALTIN 462.03
  • ...

        Bismillah…

        Şu an itibariyle insanımızın pandemi ile ilgili tedbirlere riayet etmeme hususunda ciddi bir gayret içerisinde olduğunu müşahede etmekteyiz.

        Mevcut manzaraya baktığında sanırsın ki, insanlar el ele vermiş “Eylül ayı gelmeden, okullar açılmadan bir an önce hepimiz bu virüsü kapalım, hastalığı atlatalım da çocuklarımız rahat rahat okullarına gitsinler” dercesine büyük bir fedakârlık örneği sergileyerek çırpınmaktalar(!)

        Peki, hakikat; ifade ettiğimiz gibi mi?

        Tabii ki hayır.

        Hem de koca bir hayır.

        Öyleyse bu denli rehavet ve vurdumduymazlığın sebebi ne?.. 

        Bunun en büyük sebebi kanımca “devlet” dediğimiz mekanizmayı olabildiğince olağanüstü bir konuma oturtmamızdır.

        Burada salt toplumu suçlama niyetinde değilim. Çünkü bu yaklaşım tarzı ve kabulleniş, işleyen sistem tarafından toplumun zihnine kazıldı.

        Bu paradigma bireylerde sosyal sorumluluk bilincini yok ederek mesuliyeti tamamen devlete ve özellikle hükümete yükledi. Her şeyi devletten ve hükümetten bekleme alışkanlığı toplumsal duyarlılığı minimize etti.

       Toplum, “eğer ciddi bir tehlike söz konusu olsaydı, hükümet önceden yaptığı gibi bir takım sıkı tedbirler alırdı” dese de istenmeyen bir durum oluşursa ve büyük çapta canlar/yürekler yanarsa faturanın hükümete kesileceği ilgili kesimlerce bilinmeli.

       Çarşı ve pazarlarda, cadde ve sokaklarda, park ve bahçelerde, düğün ve taziyelerde, sahillerde ve piknik alanlarında her yaştan insanımızın bir taraftan sosyal mesafeye uymadan, maske takmadan ve hijyene dikkat etmeden yaşamını sürdürmesi ve bir taraftan da okulların açılmasının riskli olacağı ve bu sebeple açılmaması gerektiği ile ilgili sözler sarf etmesi ne kadar gerçekçi?.. 

       Sanki virüsün kaynağı okullarmış gibi…

       Virüs sadece okullardan yayılıyormuş gibi…

       Yapılması gereken bir bütün halinde toplumsal duyarlılık ve azami tedbir…

       Bir adım ötesinde suçlu aramak, birbirini suçlamak yerine okulların açılmasına yönelik millet-yönetim birlikteliği ile gerekli çalışmaların yapılması ve önlemlerin alınması hedeflenen amaca ulaşma noktasında daha hayırlı olacaktır.

      Hükümet yetkilileri tarafından yazılı ve özellikle de görsel medya kullanılarak şimdiden okulların açılmasına dair ön hazırlık ve bilinçlendirme faaliyetleri kapsamında broşür, el kitapçığı ve özellikle zorunlu kamu spotu düzenleyip basım ve yayını yoğun bir şekilde yapılabilir.

      Medya üzerinden, okulların açılışı ne kadar gecikirse geleceğimiz olan çocuklarımızın eğitim ve öğretim ile ilgili ne denli sıkıntılarla karşı karşıya kalacakları; yüz yüze eğitim yerine uzaktan eğitim uygulansa dahi bunun çok yetersiz olacağına dair toplumun zihnine ve yüreğine dokunuşlar yapıp bilinçlendirme ve sorumluluk hissi oluşturma çalışmaları yapılması elzemdir.

      Anne ve babalar, evden çıkış ve eve giriş esnasında artık herkesçe malum olan tedbirler kapsamında çocuklarına bir takım olumlu davranış ve alışkanlıklar kazandırabilirlerse, okul açıldığında okul giriş ve çıkışlarında, sınıf ortamlarında, okul koridor ve lavabolarında hangi davranışları sergileyecekleri hususunda zorluk yaşamayacaklardır. 

      Uzaktan eğitim; kabul etmeliyiz ki, artık eğitim ve öğretimin önemli bir parçası haline gelmiştir. Bu nedenle üzerinde durulması gereken önemli diğer bir konu öğretmenlerin “bilgisayar kullanımı” ve “dijital okuryazarlık” alanlarında yetiştirilmesidir.

      Bildiğimiz gibi 16 Mart 2020 tarihinde okullar tatil edilmiş ve 23 Mart’ta ise uzaktan eğitime başlanmıştı. İnternet üzerinden yapılan senkron ve asenkron derslerde, bu dersler ile ilgili materyal hazırlamada, bunların dijital ortama aktarılmasında ve hatta bilgisayar kullanımında ciddi sıkıntılar yaşandığı görülmüştü.

      Bu nedenle eğitim-öğretim başlamadan önce öğretmenlerin “bilgisayar kullanımı” ve “dijital okuryazarlık” alanında öncelikli olarak ihtiyaç duyacakları dijital eğitim çerçevesinde yetiştirilmeleri gerekir. Milli Eğitim Bakanlığı “Mebbis” girişli EBA üzerinden hizmet içi kurslar düzenleyerek öğretmenlerin bu hususta kendilerine lazım olan yeterli beceriye ulaşmalarını temin etmelidir.

      MEB’in, sözünü ettiğimiz hususlar dışında şu sorulara fiili cevaplar vermede hangi düzeyde olduğu önemlidir.

      Okullara temizlik personelinin atamaları yapıldı mı, yapılmadıysa ne zaman yapılacak?

      Öğrencilerin evden okula, okuldan eve ulaşımı nasıl gerçekleştirilecek?

      Yurt ve pansiyonların kullanımı nasıl olacak?

       Sınıfların ders programı ve özellikle teneffüsler nasıl düzenlenecek?

       Neredeyse tüm toplumu doğrudan veya dolaylı olarak etkileyecek olan okulların açılması ile ilgili benim önerim, okulların kademeli açılmasıdır.

       Yani ilk önce ilkokullarda 1. ve 2.Sınıf, ortaokullarda 5. ve 8. Sınıf, liselerde ise 9. ve 12. Sınıf ve üniversitelerde 1. Sınıflarda seyreltilmiş hibrit sistemi uygulaması yapılarak okulların açılmasıdır.

       İki hafta bunun takibi yapılıp uygulamada karşılaşılan sıkıntılar ve eksiklikler giderilip pandeminin seyrine göre okulun eğitim-öğretim şekline karar verilmelidir.

       Öyle görünüyor ki 2020-2021 yılında eğitim ve öğretim çok esnek ve değişken bir tarzda icra edilecek.

       Son söz “önce sağlık”.

       Allah(cc)’a emanet olunuz.