• DOLAR 8.412
  • EURO 10.002
  • ALTIN 488.72
  • ...

İsrail Müslüman ülkelere karşı silahlı harekete geçmiştir; dolayısıyla Müslüman milletlerin onun kökünü kazıması ve bastırması gerekir. İster petrol olsun ister ticari alış alışverişlerle olsun, israil’e yardım etmek haramdır. Müslümanlar israil mallarını kullanmaktan sakınmalıdırlar. Allah’tan, İslam’ın ve Müslümanların zaferini bir an önce nasip etmesini dileyelim.

Bütün Müslüman ülkeler dahili ve harici Siyonistlerle ilişkilerini kesmelidir. Madden ve manen onların kökünü kazımaya ve Siyonizmi yok etmeye çalışmalı ve tüm hayati alanları onlara daraltmalı, onlara karşı iktisadi savaşa girişmeli ve Siyonizmle her alanda mücadele edilmelidir.

Artık küçük tefrikalardan, ırkçılık gibi Müslüman milletleri birbirinden ayıran bu kötü düşüncelerden vazgeçmeliyiz. Müslüman milletler arasında takva ve sakınma dışında hiçbir imtiyaz yoktur. Hiçbir milletin diğer millete üstünlüğü yoktur. Üstünlük Allah sevgisiyledir.

Bilinmeli ki büyük devletlerin israil’i ortaya çıkarmaktaki hedefleri sadece Filistin’i işgal etmekle son bulmuyor; onlar bütün Arap ülkelerini Filistin’in akıbetine uğratmayı/planlıyorlar. Ne yazık ki Arap ülkeler bunun farkında değiller.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Müslümanların yaşadığı bütün ülkelerde, Müslüman halk ile hükümetler, iki düşmanın birbirine davrandığı gibi davranıyorlar. Yani halk ile hükümetler arasında sürekli bir gerginlik oluyor. Bu da Müslüman ülkelerin hükümetlerinin zaafına sebep oluyor. Bugün Suriye’deki, Mısır’daki, Sudan’daki hükümetler, halkları nezdinde itibarlarını kaybetmişler.

Müslümanların en büyük sorunlarından biri de İslam beldelerini yöneten Müslüman yöneticilerin halkları ile milletleri ile olan problemidir. Müslüman Milletler ve hükumetler birbiriyle uyumlu olurlarsa hiçbir İslam beldesi sömürülmez. Bu yüzden Müslüman ülkelerdeki yöneticilerin milletleri ile gerekli uyumu sağlamaları gerekir. Halkı ile uyum sağlamayan darbeci generaller ve krallar tüm İslam toplumu tarafından ıslah edilmelidir. Mısır’da, Sudan’da, Suriye’de yaşanan olaylara hiçbir Müslüman ilgisiz kalamaz.

Dikkatli araştırmacılar fark etmişler ki: Bütün Müslüman ülkelerin iki problemi var. Birincisi: Müslümanların kendi aralarındaki ihtilaflardır, tefrikalardır. İkincisi: hükümetlerle milletlerin birbiriyle uyumlu olmayışıdır.

Başta bütün Müslüman ülkelerin, hükümetleri ile uyumlu olmasını, birlik beraberlik içerisinde hareket etmesini yüce Allah’tan diliyoruz. Müslüman ülkeler iç düzeni sağlarlarsa diğer Müslüman ülkelerle iletişimleri daha sağlıklı olur. Müslüman ülkelerin iç düzeninin tesis edilmesi için, Müslüman halklar ile hükümetlerin uyumlu olabilmesi için alimlerin aktif rol üstlenmesi gerekiyor.

Bugün Filistin işgal altındaysa, Suriye harap edilmişse, Irak’ta halen kan durmamışsa, Afganistan’da işgal sona ermemişse bunun en büyük sebebi Müslüman ülkelerin yöneticilerinin küçük ihtilaflarla birbirlerini yemesinden kaynaklanıyor.

Müslüman ülkelerin liderleri İslam’ı ve İslam’ın hedeflerini ileri götürmek için fikir birliği ve vahdet içinde olmak için çaba sarf etmiyorlar. Ümmet-i Muhammed, Amerika’dan veya diğerlerinden şikayetçi olmakla beraber, Müslüman ülkelerden yakınmalıdır, onlardan yana feryat etmelidir.

İslam’a ve Müslümanlara hayat hakkı tanımayan darbeci generallerden ve zalim krallardan ümmet olarak şikayetçi olmalıyız. Çünkü İslam ümmetinin en büyük problemi, Arap krallarının yaptığı gibi kendi kaynaklarını satan, zenginliklerini ABD gibi devletlere sunarak, karşılığında kendileri ve milletleri için zillet getiren sorumsuz hükümetlerin umursamazlığıdır.

Arapların, kendilerini yöneten kral ve hükümetleri acilen düzeltmeleri gerekiyor. Halklar, ülkelerini yöneten hükümetleri düzeltmek istiyorsa bu ayaklanma ile olmaz. Bilakis şuurlu âlimler, vatanını milletini seven gazeteciler ve Allah’tan başkasından korkmayanların vesilesiyle olur.

Ne yazık ki bugün birçok Müslüman lider iktidar için israil zilletine tahammül etmek zorunda kendini hissediyor.

Birinci Dünya Savaşı’ndan beri Müslümanların en büyük derdi; satılmış ve Amerika süper gücüne gönül vermiş hükümetlerdir. Bu hükümetlerin hepsinin ortak yanı İslam’ın ve Müslümanların düşmanlarının emrine amade olmuş olmalarıdır. Bununla beraber Mısır’daki, Sudan’daki darbeci generallerin hükümetlerinde olduğu gibi halkına karşı göz ve kulaklarını kapamış olan hükümetlere karşı çaresiz kalmış olmak bu Ümmetin müptela olduğu en büyük imtihanlardan birisidir.

Türkiye’nin son zamanlarda İslam ülkelerine yönelik yapıcı yaklaşımı eksik olmakla beraber umut vericidir. Komşularla işbirliği yapan, ümmeti ve insanlığı merkeze alan bir siyasetle yeryüzünde İlahi Adaleti ikame edebilme duasıyla…