• DOLAR 8.279
  • EURO 10.013
  • ALTIN 483.069
  • ...

İslam hukuku teriminin İslam ümmeti arasındaki ismi Fıkıh’tır. 1854 yılında Fransa’da Charles Gillotte adlı bir araştırmacı Faransızca “droit musulman” yani (İslam Hukuku) başlıklı 202 sayfalık bir kitap yayınladı. Bu kitaptan sonra Fransa’da İslam hukukuna ilgi arttı ve birçok eser telif edildi.

Bizim ülkemizde İslam Hukuku teriminin, kitap ismi olarak ilk defa 1946 yılında, ders ismi olarak da ilk defa 1953 yılında kullanıldığını araştırmacılar belirtiyor. Bir ders olarak ise ilk defa “İslâm hukuku” adıyla Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde 3. Sınıf öğrencilerine 1953-1954 öğretim yılında okutuldu.

İslam Hukuku terimi kısa sürede Fıkıh teriminin yerini aldı. Ve tüm İlahiyat Fakültelerinde ve hukuk Fakültelerinde okutulan ana derslerden biri oldu. İslam Hukuku Anabilim Dalı olarak birçok üniversitede kürsüler açıldı. Halihazırda ülkemizde yüzlerce öğretim üyesine sahip bir bilim dalıdır. Ve birçok makaleler yazılmıştır. Yazılmaya da devam ediyor.

Bu alanda Hayrettin KARAMAN ismi öne çıkıyor. Dergi olarak ise Konya Merkezli Mehir Vakfı’nın genel Başkanı Mustafa Özdemir’in çıkarttığı, Editörlüğünü İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörü İslam Hukuk Profesörü Saffet Köse’nin yaptığı İSLAM HUKUKU ARAŞTIRMALARI DERGİSİ ön plandadır. Bu dergi yılda iki defa yayın yapıyor. 36. Sayısı da çıktı.

Aslında İslam Hukuku ile ilgili Allah’a hamd olsun çok ciddi yayınlar var. Ama ülke genelinde İslam Hukukçuları çok gündemde değiller. Sanki bu süreci İslam Hukuk Profesörü Ayasofya Camii Kebir imamı saygıdeğer Mehmet Boynukalın Hoca değiştirdi. 72 günde hafız olan Mehmet Hoca, çocukken de gazetelerde gündem olmuştu. Büyüdüğünde ne olmak istersin, sorusuna: ’İslam’a faydalı bir alim olmayı istiyorum.’ Diyerek çok güzel bir cevap vermişti.

Malumunuz Yeni Anaysa tartışmaları gündemde. Adalet Bakanı Abdulhamid Gül, 1921 Anayasasının ruhuna yakışan bir anayasa hazırlayacağız, dedi. Ardından Sayın İslam Hukuk Profesörü Mehmet Boynukalın Anayasa çalışmalarına yönelik attığı tivitlerle gündemi salladı. ‘Anayasada İslam olsun!’ demesi aslında bir İslam Hukukçusundan beklenen en doğal şeydi. Fakat ülkemizde yıllardan beri öyle bir korku ortamı oluşturmuşlar ki İslam ve Anayasa kelimelerini yan yana bile getirmek birçok kimsenin akılına bile gelemez. Ki medyada köşeleri kapıp semiren aydın görünümlü birçok kimse tarafından linç edilmek istendi. Fakat bu ülkenin Müslümanları bu linç girişimine izin vermedi. Doğruhaber ve Yeni Akit gazeteleri başta olmak üzere bu değerli İslam Hukukçusuna tüm İslami kesimler sahip çıktı. Ki o da kendisini yalnız bırakmayanlara tek tek teşekkür etti.

Fakat tuhaf olan ise İslam Hukukçusu birçok profesör olmasına rağmen konuyla ilgili İslam Hukukçusu olan profesörlerin bir yorum yapmamış olmalarıdır. Tarih riskli zamanlarda öne atılıp hakkı ifade edenleri yazar. Her yer sütlimanken ahkâm kesenleri kimse hatırlamaz. 

İslam Hukukçusu Profesörlerin Yeni Anayasa hazırlanırken seslerini halka duyurmaları gerekir. Bu konuya bigâne kalamazlar. Ayrıca İstişare Toplantıları yapan Diyanetin de bu meseleyi gündemine alması gerekir. Diyanet, İslam Hukukçularını yüreklendirmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı İslam’ın hukukunun tüm beşeri hukuklara olan üstünlüğünü ortaya koyacak sempozyumları, panelleri bizzat organize etmelidir. Bu halk Diyanet’ten çok şey bekliyor.

Diyanet işleri ve İslam Hukukçuları Yeni Anaysa hazırlanırken de 1921 Anayasasında geçen 7. Maddenin şu kısmını: “… Kavanin ve nizamat tanziminde muamelâtı nâsa erfak ve ihtiyacatı zamana evfak ahkâmı Fıkhiye ve hukukiye ile âdap ve muamelât esas ittihaz kılınır.” cümlesini güncelleyerek halka izah etmelidir.

Adil bir anayasanın dünya ve ahiret saadetimize vesile olacağının farkındayız. İslam’ın insanlığa sunduğu İlahi adaleti çağımıza izah etmek bu ülkenin evlatlarına yakışır. Haydi, öyle ise İslam hukukçuları neredesiniz? Toplumun önüne çıkma vaktiniz gelmedi mi?

Yeryüzünde ilahi adaleti tesis edecek bir ülkeye dönüşebilme duası ile…