• DOLAR 7.816
  • EURO 9.265
  • ALTIN 482.51
  • ...

Adli yeni yıla girdik. Hayırlı olsun. Ülkemizde ve dünyada adaletin tesisine vesile olsun inşallah. Öncelikle adaleti temsil eden simgeden başlayıp güncellenmeye, yenilenmeye ihtiyacı olan bir adalet sistemimiz var. Gözü kapalı bir kadın figürü, terazi ve kılıç… Bir kere bu simge bile ithal bir ürün.

Bütün tarihi inceleyelim; ecdadımız adalet için böyle bir simge kullanmamıştır. Bize ecdadımızı, hatırlatan bir simge değil. Adaletin tesisi için özümüzü simgeleyen mefhumlar üretmeliyiz. Mesela Adalet Bakanlığı bu simge yerine bir çalışma, yarışma başlatabilir. Ve adaleti temsil eden yerli ve milli, manevi değerleri yansıtan bir simge yaptırabilir.

Geçen bir yazımızda da belirtmiştik ‘Yasa ithal eden değil, ihraç eden bir ülke olalım.’ Bunu nasıl sağlayacağız? Öncelikle hayat değişiyor. Zaman başkalaşıyor. Bundan 100 yıl önce konulmuş yasalarla, yönetmelik, kanun, genelgelerle bu ülkede adalet tesis edilmez. Güncellenmeye, yenilenmeye en çok ihtiyaç duyan kurum Adalet Bakanlığı olmalıdır.

Bu konunun önemini fark eden ecdat, İmam Şafi ile yasama işlemini yazılı hale getirmiş. Usulul Fıkh diye tabir edilen bu kavram ‘Yasama faaliyetlerini nasıl güncelleştirebiliriz?’ sorusuna cevaptır. Yani ecdat yasama faaliyetlerinin kaçınılmaz olduğunu fark etmiş, günün anlamına, ihtiyaçlarına, sorunlarına göre yasa oluşturmayı sistemleştirmişler. Biz yaklaşık 100 yıldır ecdadımıza sırt döndüğümüz için bu konular sadece akademik kitaplarda kalmış. Hâlbuki İslam Hukuk sisteminde tüm dertlere çareler net bir şekilde belirtilmiştir. Düşünün adaletin simgesini bile Batı’dan ihraç etmişken İslam Hukukunu ise hiç görmek istemeyen bir süreç geçirdik.  

İslam Hukukunu Batılılar bile kabul ederken biz binlerce yıl emek verdiğimiz bir birikimi bir kenara atmaktan vazgeçmeliyiz. Birçok Batılı devlet, yasama faaliyetlerinde İslam hukukundan ilham aldığını itiraf etmiştir. Biz ise yaklaşık 100 yıldır bu hukuk sistemini hor görüyoruz. Medya ve diğer basılı yazılı organlar, İslam hukukunu öcü gibi gösterdiler. Özellikle Tazminatla başlayan bu süreçte Batıya hasret, hayran yazarlar tüm roman ve hikayelerinde İslam Hukukunu kötüleyen yazılar kaleme aldılar.

Çevrilen birçok film, dizi bu romancıların vazifesini devralarak İslam hukukunu halka kötülemeye devam etti. Bu arada İslam Hukukçular ne yaptı? Kabuklarına çekildiler desek ifade etmiş olabilir miyiz? Aslında İslam Hukukçusu da kalmadı. Medreselerin kapatılması ve eğitim sisteminin değişimi ile İslam Hukuku yıllarca nadasa bırakıldı. Daha sonra İlahiyat Fakülteleri bünyesinde açılan kürsülerle yavaş yavaş yerini almaya başladı. Şimdi ülkemizde birçok İslam Hukuk profesörü var. Ama ne yazık ki çok pasifler. Toplumda isimlerini duyan bilen yok. Bunun sebebi ise İslam Hukuku siyasi bir meseleye dayanıyor. İslam Hukukunu gündeme getirmek Batıya hayran kesimin saldırı ve tazyiklerine uğramaya neden olabilir. Bu yüzden riskli olan bu alana girmek isteyen çok az insan var.

Ama Adalet Bakanlığı İslam Hukukçularına güven vermeli, ortam ve imkan oluşturmalıdır. Bu konuda İslam Hukukunun tekrardan hak ettiği konuma gelmesi için İslam Hukukçularından bir kurul oluşturulmalıdır. Bu kurul İslam Hukuku ve güncel meselelere çözümler üretmelidir. Aslında Diyanet İşleri Başkanlığı ve Adalet Bakanlığı hatta Milli Eğitim Bakanlığı ortaklaşa bir çalışma ile İslam Hukukunu toplumların adalet özlemi için güncel hale getirebilir.

Allah adaleti tüm yeryüzüne hakim kılan bir ümmet eylesin bizi. Bu hayırlı işe bizim neslimizi vesile etsin. Tüm şerlerden muhafaza olmanız dileğiyle…