• DOLAR 6.681
  • EURO 7.052
  • ALTIN 360.51
  • ...

Geçen hafta konumuzu 19 soru ile izah etmeye çalışmıştık. Geçen haftaki soruların cevabını biraz araştıran bir kişi, İslam’ın yaşanabilmesi için bir devlete ihtiyacının zaruriyyat olduğunu anlar. İslam uleması Makası’duş Şeriyye kitaplarında ihtiyaçları üçe ayırmışlar: Zaruriyyat, Haciyyat ve Tahsiniyyat.

Açıklayacak olursak, insanlar için hayati anlamda önem arz eden zaruri, lüzumlu, olmazsa olmaz ihtiyaçlara zaruriyyat denir. İnsanların ikinci derece ihtiyaçlarını ifade eden mefhuma haciyyat demişler. Yapılması güzel olan, takdir edilen asli olmayan fakat insanların olmasında güzellik gördükleri ihtiyaçlara da tahsiniyyat demişler. Bu konu başlı başına izah edilmesi gerektiğini belirterek başka bir yazıya erteliyoruz. Ama bu kısa bilgiyi vermemizin maksadı: İslam’ın bir devlete sahip olma ihtiyacının bir zaruriyyat olduğunu belirtmek içindir. İslam devletsiz yaşanmaz. İslam’ın devlete olan ihtiyacı için zaruri ihtiyaçlardandır, şeklinde belirtiliyor. Peki, madem bu zaruri bir ihtiyaçtır, yani hükmü farz mıdır? Birçok İslam uleması demiş ki: ‘İslam’ın yasalarını tatbik etmek için bir devletin kurulması’ Ümmet için farzı kifayedir.

Bugün İslam’a ait bir devlet olsa nasıl yasa çıkaracak? Hemen Allah’ın ukubat olarak adlandırdığı ‘Fıkhul Cinayat’  başlığı altında ele alınan yasalar tatbik mi edilecek? Hırsızlar, zinakarlar, içki içenler hemen had cezalarına mı çarptırılacak? İşte, toplumları en çok ürküten, daha doğrusu, İslam düşmanlarının Müslüman halkları korkuttukları mevzu burasıdır. İslam gelirse başınız belaya girer, düşüncesi zerk edildi. Masabaşı kurulan, istihbarat servislerinin mücahit görünümlü şeytani kişilerince de bu milletin gözüne sokuldu. Dolayısı ile Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de açık bir şekilde belirttiği yasalar uygulanmaz oldu. Hatta istenilmez oldu.

Bir kere İslam, toplumları cezalandıran bir din değildir. İslam’ın yasaları ‘nas’ yani ayet ve hadislerle açık bir şekilde belli olan hükümler, hiçbir zaman ve mekânda değişmez. Fakat İslam, tedriciliği esas alan bir dindir.

Nesli, malı, canı, dini ve aklı muhafaza etmeyi maksat edinmiş bir dinimiz var. Bu beş şeyi muhafaza altına almak için ukubat denilen cezalar vardır. Ama İslam’ı, bu cezalardan ibaret bir yönetim biçimi olarak yansıtmak çok yanlış olur. Bu cezalar ve uygulanma biçimi çok sarih bir şekilde belirtilmiştir. Bunlar, maksatları, amaçları, niyeti ile topluma izah edildiğinde İslam’ın hırsız, katil veya zina eden kişiler için belirlediği cezaların rahmet olduğu kabul edilir.

İslam devleti de elbette ki toplumların ihtiyacı olan yasalar çıkaracaktır. Yani misal, belediyeler ile ilgili insani, toplumsal ihtiyaçlar hemen hemen aynıdır. Bu yüzdendir ki Hz. Ömer Bizans tekfurlarının, belediyecilikle ilgili yazılan kitaplarını çeviri yaptırtıp okumuş.

İşte tekfirci zihniyet dediğimiz kesim, burada ümmetten ayrılıyor. Trafik kurallarına uymanın bile şirk olduğunu iddia edip Müslümanları küfürle suçlayan anlayış ne yazık ki bu ümmetin içinde taban buldu! Kirli ellerin beslediği bu düşünce, İslam ümmetinin çok büyük zayiatlar vermesine neden oldu. En büyük zayiat da İslam’ın devlet olma geleneğine yöneliktir. Bu konuyu inşallah tekrar işleyeceğiz. Ama başlığımızda sorduğumuz soruya cevap olması hasebiyle belirtelim ki: İslam devletinin beş esası vardır:

1-İslam Devleti Şura ile yönetilir.

2-İslam, Devletinin başına geçen kişiye mesuliyet yükler. Hem dünyada hem ahirette bu işin mesuliyeti vardır.

3-İslam devleti hürriyeti esas alır. Hem fertlerin hem de toplumun hür olmasını hedefler.

4-İslam devleti adaleti tesis etmeyi, insanlar arasında eşitliği sağlamayı hedefler. Yani torpil, adam kayırmayı men eder.

5-İslam devleti insanoğluna değer verir. İnsana, yeryüzündeki Allah’ın halifesi olduğu için değer verir. ‘Kerametil insan’ olarak ifade edilen bu mefhum bugün yeryüzündeki hiçbir devletin yerine getiremediği bir kavramdır.

Şairin dediği gibi:

Asluhu Nur, cismuhu Adem

Velaqad kerramna Ben-i Adem

Selam ve dua ile