Filistin davasına sahip çıkmak

Zulüm, soykırım ve insanlık dışı uygulamalarla adından sıkça söz ettiren işgalci israil, katliamlarla dolu karanlık bir geçmişe sahiptir.

Siyonist işgal ordusu, yıllardır hukuksuz baskın ve kanunsuz yaptırımlarla Filistinli mazlumlara tarifi zor acılar yaşatmıştır.

Direniş gruplarının bulunduğu Gazze'ye çeşitli bahanelerle saldırılar gerçekleştirmiş, tüm dünyanın gözü önünde masum bebelerin de aralarında bulunduğu sivil insanları pervasızca ve vahşice katletmiştir.

Başlattığı saldırılar sonrasında, karşısındaki direniş gruplarının izzetli bir şekilde mukavemet gösterdiğini ve kendilerine zararlar verdiğini gördüğünde, Birleşmiş Milletler ve benzeri işbirlikçi kurumları harekete geçirip masaya oturmaya çalışması, israil'in karakteristik bir özelliğidir.

Bağımsızlığını ilan ettiği 1948'den bu yana Gazze'ye defalarca saldırılar gerçekleştiren ve tarihin kara sayfalarına kaydedilen vahşi katliamlara imza atan işgalci israil, savaş teknolojisindeki gücü ve başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerin sınırsız desteğine rağmen şimdiye dek amacına ulaşamadı.

İstenilenlere ulaşılmaması siyonist israil'i daha fazla saldırganlaştırmaktadır. Hukuk tanımayan mağrur bir anlayışa sahip olan israil, dün olduğu gibi bugün de Filistinlilere yönelik zulüm ve saldırılarına devam etmektedir.

israil'in 2014'te üç musevi gencin öldürülmesini bahane ederek denizden ve havadan başlattığı kapsamlı saldırılar neticesinde iki bine yakın Filistinli katledilmişti. Sonrasında başlayan kara harekâtında, HAMAS'ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam'ın onurlu mücadelesiyle, israil, tarihinin en ağır hezimetlerinden birini yaşamıştı.

Böylece, 2014 savaşından sonra israil ve direniş gurupları arasında imzalanan ateşkes yürürlüğe girmişti. Ancak siyonistler o tarihten bugüne ateşkes anlaşmasına hiç riayet etmedi, bilakis ateşkesi sürekli ihlal etti. En önemlisi de; yahudi yerleşimciler için yeni konutlar inşa etmeye ve Filistinlilere yönelik zulüm ve baskılarını aralıksız sürdürmeye devam etti.

israil daha birkaç gün evvel de füze atıldığı iddiasıyla Gazze'ye saldırılar gerçekleştirdi. Oysa füze atılıp atılmadığı net değil. Çünkü direniş grupları ‘Gazze'den israil'e füze atıldı' iddiasını kabul etmedi.

israil, Gazze'yi bombalama kararını durup dururken almadı; saldırıyı, bir yerlere mesaj verme amacıyla gerçekleştirdi. İşgal ordusunun son cürümünü işte bu mülahazalarla analiz etmek lazım.

Son Gazze saldırısının, Bakan Nabi Avcı'nın israil'de bulunduğu esnada yapılmasının manidar olduğunu da ayrıca ifade etmek gerekir. Bakan Avcı'nın israil'de bulunduğu esnada Gazze'nin bombalanması, ‘israil'den Türkiye'ye örtülü gözdağı' olarak nitelendirilebilir.

İşgalci israil, ABD'de Trump'un göreve başlamasından sonra elinin daha güçlü olduğunun farkında. Çünkü Trump her fırsatta israil'e olan bağlılığını ve Ortadoğu'da israil'in güvenliğinin, öncelikleri arasında bulunduğunu ifade ediyor. Bu yüzden israil, Trump dönemini bir fırsata çevirmek istiyor. Şimdiden hem İslam âlemine, hem de Filistin direniş guruplarına ‘Trump başkanlığındaki yeni dönemde elim daha güçlü' mesajını vermeyi hedefliyor.

israil bir taraftan Filistinlilerin topraklarına el koymaya, diğer taraftan da Trump kozunu kullanarak Filistin davasını dünya Müslümanlarının gündeminden düşürmeye çalışacaktır. O yüzden İslam âlemi, Trump'ın politikalarına engel olmanın yollarını mutlak surette aramak zorundadır.

İslam âlemi, Müslümanlara karşı düşmanca politikalar belirleyen Trump'a ve siyonist dostlarına engel olup birlikte ve ümmet şuuruyla hareket etmeye başlamazsa, ‘Ben Müslüman'ım' diyen herkesin müşterek davası olan ‘Filistin Davası' büyük yaralar alabilir.

Filistin davasında amaca ulaşılması için İslam dünyasının Kur'an'ın ilahî mesajları doğrultusunda bütün ayrılık ve ihtilafları bir kenara bırakıp saflarını sıklaştırması gerekmektedir.