Adımları zamanında atmak

Türkiye cezaevlerinde, İslamî kimliklerinden dolayı muhtelif hapis cezalarına çarptırılan yüzlerce hüküm giymiş kardeşimiz var.

Kimi zaman, bu kardeşlerimizin yaşadıklarını, yargılama süreçlerini ve cezaevlerinin olumsuz koşullarından dolayı yaşadıkları sağlık sorunlarını ve de çözüm için atılması gereken adımları gündeme getiriyoruz.

‘Gerçek Adalet'in idamesini hayat nizamı yapan, ön yargılardan arınmış ve insanî duygularını yitirmemiş herkesin de bu konuda inisiyatif alması ve ses çıkarması gerektiğine inanıyoruz.

Zindanlarda ağır hastalıklara yakalanan ve cezaevi idaresinin ihmalkârlıklarından dolayı hastalığı kronikleşmiş olan mahkûm kardeşlerimizin yaşadıklarını ise ‘özellikle' dile getirmek, gündeme taşımak gerekiyor.

Soruyorum bütün vicdanlı yüreklere!

Zindanın olumsuz şartlarında tedavi edilme imkânına sahip olmayan yardıma muhtaç yaşlı ve ciddi sağlık sorunları yaşayan mahkûmların cezaevlerinde tutulmalarının haklı herhangi bir gerekçesi olabilir mi?

Tek başına ihtiyaçlarını gideremeyecek kadar ağır hasta olan bir mahkûmun zindanın zor ve olumsuz şartlarında cezalandırılmaya devam edilmesi hangi vicdana sığar?

Cezaevlerinde, ölümcül hastalıklarla pençeleşen yaşlı mahkûmlar var ve bu insanlar bunca sıkıntıya rağmen yıllardır hapishanelerde tutulmaya devam ediliyor. Mazlum olduklarından dolayı da sesleri pek duyulmuyor.

Son örnek; 17 yıldır dindar kimliğinden dolayı cezaevinde bulunan Şeyhmus Alpsoy. Hastalığa cezaevinde yakalanan Şeyhmus Alpsoy, idarenin ihmalkâr davranışları neticesinde şu anda zor günler geçiriyor.

Eğer zamanında olumsuz hapishane koşullarında değil de sterilize edilmiş hastane ortamında tedavi edilmesine izin verilseydi, hastalığı şu anki seviyede olmayacaktı. 

Kendisi ve ailesi defalarca talepte bulunmasına rağmen tedavisinin hastanede yapılmasına izin verilmedi. Durumu ağırlaşınca daha yeni hastaneye kaldırıldı ve şu anda hastanede tedavisine devam ediliyor.

Şeyhmus Alpsoy ile birlikte 70 yaşındaki babası M. Emin Alpsoy da aynı cezaevinde. Yaşlı babası da İslamî yaşantısından dolayı ceza almış ve o da oğlu gibi 17 yıldır tutuklu bulunuyor.

Hem baba hem de oğul aynı anda çetin bir imtihanla sınanıyor. Çünkü ikisi de zindanda ağır hastalıklarla mücadele ediyor. Tüm zorlu süreçlere rağmen yaşadıklarından dolayı şekva etmiyor, adil bir uygulamaya tabî tutulmaları için seslerini yakınları ve sevenleri aracılığıyla duyurmaya çalışıyorlar.

Ancak seslerini duyan yok, kimse mazlumiyetlerini görmüyor, tutukluların sağlık sorunlarıyla ilgilenmesi gereken kurumlar kendileriyle ilgilenmiyor, mağduriyetlerinin giderilmesi için hiçbir yetkili adım atma cesaretinde bile bulunmuyor.

Hatırlarsınız; Cumhurbaşkanı Sn. Edoğan, “5 yıl, 10 yıl, 15 yıl hapishanelerde çürüyen vatandaşlarımız var. 15 Temmuz işte bize böyle bir imkânı lütfetti” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan'ın bu açıklamaları, FETÖ yargısı tarafından işkence zoruyla suçu kabul etme, delil ihdası, delil karartma ve çeşitli komplo ve desiseler neticesinde cezalar alan mahkûmlar için bir umut olmuştu.

Ne var ki, Erdoğan'ın söz konusu açıklamalarından sonra bile herhangi bir adım atılmadı. Yıllardır zindanlarda hürriyetleri ellerinden alınan kardeşlerimizin duçar kaldığı zulümler de hala devam ediyor.

Bir formül üretilip çözüme varmak için henüz geç değil, istenilirse yapılabileceğine inanıyoruz.

Bu konuda adım atabilecek güce ve iktidara sahip olanlar çözümü geciktirmemeli, özellikle de hasta mahkûmlar açısından cezaevlerinin cenaze evlerine dönüşmemesi için gerekli adımları ivedilikle atmalıdırlar.

Zira zamanında atılmayan adımların iş işten geçtikten sonra atılmasının hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur, olmayacaktır.