• DOLAR 17.933
  • EURO 18.41
  • ALTIN 1039.38
  • ...

İnsanlık tarihinde nice savaşlar yaşanmıştır. Savaşlar neticesinde geriye acı ve gözyaşı kalmıştır. Savaşan taraflar, bilhassa da savaşı başlatan güçler, savaşın ne olduğunu ancak savaşın sona ermesiyle anlamışlardır.

Savaşlar günümüzde de yaşanmaktadır. Rusya – Ukrayna arasındaki savaş bilindiği üzere halen devam etmektedir. Bu savaşla ilgili çok söz söylendi, çok yazı kaleme alındı. Televizyonlar tüm gündemlerini bırakıp Ukrayna’da yaşanan savaşla ilgili yayınlar yaptı.

Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan savaşla birlikte bazı hakikatler, saklanmaya çalışılan bazı gerçekler bir kez daha gün yüzüne çıktı. Aslında bu cümleyi şu şekilde de tevil edebiliriz: Rusya ile Ukrayna savaşı, Batı dünyası başta olmak üzere insanlar ve özellikle de masum çocuklar arasında ayırımcılık yapan, acı aynı olmasına rağmen hesaplarına geldiği için farklı tepkiler veren kişi ve kesimlerin ikiyüzlülüklerini ve samimiyetsizliklerini bir kez daha ortaya çıkardı.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından sonra Batı dünyası kınama yarışına girdi ve savaşın biran evvel sona ermesini dile getirerek savaşı başlatan taraf olan Rusya’yı sert bir dille eleştirdi, yaptırım kararı aldı, silah ve mühimmat başta olmak üzere Ukrayna’ya birçok yardımda bulunacağını dile getirdi.

Bunların yapılması yanlış mı ki eleştiriyorsunuz diye düşünebilirsiniz: Bizim eleştirimiz Batılıların yaptıkları kınama ve yardımlardan çok tutarsızlıklarınadır, acılar aynı olmasına rağmen tepkilerinin farklı olmasınadır, insan onuruna yakışmayacak derecede ikircikli davranmalarınadır.

Hatırlayalım, Mart 2011’de başlayan Suriye savaşını. Savaşın başlamasından sonra Batıların neler yaptıklarını. ABD’nin binlerce kilometre uzaktan gelip IŞİD bahanesiyle sivil yerleşim yerlerini bombaladığını ve masumları katlettiğini.

Hatırlayalım, Akdeniz’in soğuk sularında cansız bedeni kıyıya vuran Aylan bebeği. Hatırlayalım, Halep’teki bir hava saldırısının ardından enkaz altından çıkartılan yüzü kanlı ve her tarafı toz içinde kalmış olan beş yaşındaki mazlum Ümran çocuğun ambulansın arka koltuğunda hiçbir şeyden habersiz bir şekilde otururken çekilen yüreklerimizi inciten görüntülerini.

Hatırlayalım, 2015 yılında Macaristan-Sırbistan sınırında Macar bir kadın gazetecinin kucağında çocuğu bulunan Suriyeli mülteci Usame Abdul Muhsin’in ayağına çelme takmak suretiyle onu ve çocuğunu yere düşürdüğünü.

Irak’ı, Yemen’i, Afganistan’ı ve halkları Müslüman olan İslam beldelerinde yaşanan savaş, zulüm ve katliamları hatırlayalım.

Aynı şekilde, işgal rejimi siyonistlerin Filistin’e yönelik yaptığı saldırıları hatırlayalım. Yıllardır Gazze’yi nasıl abluka altında tuttuklarını hatırlayalım. Günlerce aralıksız bir şekilde Gazze’de hedef gözetmeksizin halkın üzerine attıkları misket bombalarını hatırlayalım.

İşgalcilerin masum ve mazlumları katletmesinden sonra dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın, “İsrail’in kendini savunma hakkı var” sözlerini hatırlayalım.

Siyonistlerin günlerce süren saldırılarına cevaben kendilerini savunmak amacıyla direniş cephesi tarafından Gazze’den işgal edilmiş topraklara atılan roketlerden sonra, dönemin Birleşik Krallık Başbakanı David Cameron gibi Batılı liderlerin “HAMAS’ın kabul edilemez roket saldırıları karşısında İsrail’le dayanışma içindeyiz” şeklindeki samimiyetsiz açıklamalarını hatırlayalım.

Hatırlayalım ki, Batının medeniyet, insan hakları, demokrasi, hak, hukuk derken ne kadar da samimiyetsiz olduğunu bilelim.

Batı dünyası, savaşlarda yaşanan acıları yorumlarken Suriyeli, Ukraynalı diye ayırım yaparak düşüncesini dile getiriyor. Coğrafi, kültürel, dini, ırki değerleri ön planda tutarak bir tavır ortaya koyuyor. “Senin mültecin” “Benim mültecim” şeklinde mülahazalarla, insanlık onuruna ve vicdanına yakışmayacak yaklaşımlarda bulunuyor.

Batı dünyasının bu tavrı, maalesef ki var olan sorunların girift hale gelmesine, krizlerin daha da derinleşmesine neden oluyor. Bu bakış açısı, mensubu olmakla şerefyâb olduğumuz İslam medeniyetinin öğretisi değildir.

Bu tutarsız, samimiyetsiz ve ikiyüzlü yaklaşım, yüzyıllarca Afrika ve Asya’da birçok beldeyi sömüren, gelişmemiş ülkelerden getirdikleri köleleri kafeslere koyup seyreden, insanat bahçeleri kuran, yerli halkların zenginliklerini çalan, topraklarını işgal eden ve kendi eğlenceleri için kendilerinden olmayan insanlara her türlü zulmü reva gören medeniyetsiz Batı’nın yaklaşımıdır.