• DOLAR 13.551
  • EURO 15.122
  • ALTIN 777.583
  • ...

Toplumun geleceği olan çocuklarımıza, gençlerimize yüce dinimiz İslam’ın öğretilmesinden rahatsız olan ciddi bir kesim var Türkiye’de.

Bu kesimler her fırsatta ve her platformda aziz İslam’a ve müntesiplerine karşı kin ve düşmanlıklarını ortaya koymaktan çekinmiyorlar.

Çocuk ve gençleri, İslami bir etkinlikte gördüklerinde kırmızı görmüş boğa gibi sağa sola saldırmaya başlıyorlar.

Hakikatlerden bihaber küçücük çocukların bir beşere secde ettirilmesini, heykelinin önünde diz çöktürülmesini çağdaşlık olarak değerlendiren bu kesimler, Mekke’nin fethine dair gösteri yapan çocuklarla ilgili ise “Mekke’de bile böyle bir gösteri yok” diyerek eleştiriyorlar.

Böyle düşünenler birkaç kişiden ibaret değiller, sayıca çoklar.

Bu kesimlerin sicili kabarık, geçmişlerine dönüp baktığımızda İslam’a yönelik düşmanlıklarının olduğunu görürüz.

Bunların derdi, İslam’dır, insanlığın Müslümanca yaşamasıdır.

Kendilerine böyle bir yol çizmişler, bu yolda misyonlarını yerine getiriyorlar.

Yani dertleri küçük çocuklar değil, onlar bahane.

Daha kısa bir zaman önce İslami eğitim alan çocuklarla ilgili yorum yaparken “orta çağ zihniyeti” benzetmesini yaparak gerçek niyetlerini ortaya koymuşlardı.

Orta çağ zihniyeti benzetmesini yapanlar ile Mekke’nin fethi programı üzerinden Kur’an kurslarını hedef alanlar aynı zihniyette olan kesimlerdir.

Çocuklar sahnelerde yarı çıplak bir şekilde dans ettirilirken, reklamlarda, film ve dizilerde inanç ve geleneklere aykırı bir şekilde kimi sahnelerde rol alırken sessiz kalan bu kesimler söz konusu İslami bir etkinlik olunca hemencecik seslerini yükseltiyorlar.

Şimdi biz bu kesime nasıl inanalım, art niyetli olmayıp samimi olduklarını nasıl düşünelim.

Cemil Meriç ne demişti, “Türkiye’de din düşmanlığı yok, İslam düşmanlığı var.”

Evet, doğru Türkiye’de İslam düşmanlığı var.

Ancak bu düşmanlık kimseye fayda vermemiştir, bundan sonra da vermeyecektir.

Bundan dolayı, İslam düşmanlığını körükleyen dilin terk edilmesi gerekmektedir.

Bu dil, bu sinsi yaklaşım toplumun faydasına değildir.

Bu kesimler farklı düşüncelere, farklı inançlara saygı duymak zorunda olduklarını bilmelidirler.

Herkes onlar gibi düşünmek, onlar gibi yaşamak zorunda değil.

Hiçbir kimse, Kur’an ve sünnet doğrultusunda hayatını sürdürenlere bu düşüncelerinden dolayı saldıramaz, hakaret edemez.

Elbette hayata Müslümanca bakanlar, Müslümanca düşüncenin, Müslümanca yaşamın selamet yolu olduğunu bildikleri için çocuklarını kendi düşüncelerine göre yetiştireceklerdir.

İslam’a karşı mesafeli olan ve art niyetli olan kesimler de kendi düşünce ve zihniyetlerine göre çocuklarını yetiştirebilirler, yetiştirmektedirler.

Herkesin yolu kendine varır, başka yerde aramaya gerek yoktur.

Ne diyordu Rabbimiz Kitab-ı Kadim Kur’an-ı Kerim’de, kulak vererek yazımızı sonlandıralım.

“De ki: “Ey inkârcılar! Ben sizin tapmakta olduğunuz şeylere tapmam. Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.”