• DOLAR 6.091
  • EURO 6.575
  • ALTIN 314.67
  • ...

Gadab; fıtri bir duygu… Aslında insan onsuz olmaz bir bakıma. Hani ruhun üç kuvvesi var ya;

BİRİNCİSİ: Kuvve-i akliye

İKİNCİSİ: Kuvve-i gadabiye

ÜÇÜNCÜSÜ: Kuvve-i şeheviye

  İnsana tahsis edilen bu üç meleke, üç kuvvet önemli olmakla birlikte dozajının iyi ayarlanması gereken bir husustur. Yani rengi, kıvamı, muhtevası, ölçüsü dikkat isteyen bir şey… Üstatların piri Said-i Nursi, derinlikli eserlerin birinde “kuvve-i gadabiye” diye adlandırdığı gayreti, zararlı şeyleri def etme şeklinde tarif etmiştir. Ardından bu melekenin üç çehresini izah etmiştir. Öz olarak:

ÇEHRE BİR: Tefrit yani düşük seviye... Orijinal deyişle “cebanet”, korkulmayacak şeylerden korkma hali…

ÇEHRE İKİ: İfrat yani kabarık ölçü diğer deyişle “tehevvür”, korkulması gereken şeylerden korkmama hali…

ÇEHRE ÜÇ: Vasat yani “şecaat”, korkulması gereken şeylerden korkar, korkulmaması gereken şeylerden korkmaz.

  Dolayısıyla söz konusu olan üç haldir. Ne tefrit ne ifrat… Bu iki uç, merkezden, olağandan, mutlaktan uzaklaşmak demek olduğuna göre zararlıdır. Adalete de sığmaz. Zira adalet eşyayı, duyguyu, duyuyu, eylemi, idareyi vs. yaratılış formatlarına döndürme, kullanma, kullandırma süreci değil midir? Açık deyişle varlığı, varoluş kodlarına sevk ve idaresini yapma becerisini göstermektir.

  Şimdi gel gelelim eylem biçiminin niteliğine ya da diğer deyişleMistik Katolik” kültürün bize ithal olmuş biçimine;

 BİR: Sindirilmiş, kıstırılmış kalıplarla içi kof olan hoşgörü ve uysallığı’ marifet görme erdemliğine ilişkin ithal bir kültürün esiri olmadık mı?

İKİ: İsa Mesih (a.s)’a izafe edilen “Sağ yanağına biri tokat atarsa ona karşılık verme, sol yanağını da-vursun diye- ona çevir.” Şeklinde tahrif edilmiş sözü marifet görmedik mi?

ÜÇ: Zulmü ortadan kaldırmak, hakkı yerine getirmek, güçlünün zayıfı sömürmesine engel olmak gibi mesuliyetleri yerine getirmeyi başkaldırmak, isyan etmek” biçiminde şiddet kavramlarıyla özdeş gösterilmiyor mu?

DÖRT: Din, namus gibi mukaddesatlara sahip çıkma cehdimiz; terörize edilmiyor mu?

  Sonuç olarak bana dokunmuyorsa şer mi, haksızlık mı, cürüm mü ….İsmini burada zikredemeyeceğimiz nice melanetler karşısında pasif, korkak, tecrit edilmiş bir portrenin algısı nizami bir şekilde oturtulmaya çalışılıyor!.. Bu da kötünün, şerrin cesaret bulmasına kaynaklık eden en etkili etkendir.

 Bugün bu toplumun yıllar önce yabancısı olduğu haramların, şerrin; aleni, ölçüsüzce cereyan etmesinin en büyük sebebinin gadabiye kuvvetin vasatın dışına çıkması değil midir?

 Asl olan bana göre zarfa değil mazrufa bakmaktır yani kişinin şahsından ziyade kabullenmesi namümkün olan eylemine tepki göstermektir, öfkelenmektir hatta engel olmaktır.

  Son olarak üstadın ifade ettiği gibi “Gadabı -öfkeyi- kendisine yöneltilecek zulümleri def etmek için kullanmalıdır. Yani dininin, vatanının ve namusunun muhafazası için hayatını feda edecek bir durumda olmalı, meşru olmayan şeylere karışmamalı ve mücadele etmesi gereken durumda da korkaklık göstermemelidir.’’

Kalın sağlıcakla…