Okulsuz Toplum

Ülkemizde eğitim sisteminden şikâyetçi olmayan yok, desem yanlış olmaz sanırım. Herkes, eğitim sistemimizin doğru ve etkili olmadığını ifade eder, ancak eleştiriler, her nedense çocuklarımızı bu sistemin, bu çarkın içinde sıkıştıran zorunlu eğitime yapılmaz, hep pansuman tedavi yoluna gidilir.

Avusturyalı düşünür Ivan Illich, 1970'te yazdığı “Okulsuz Toplum” adlı eserinde bu konuyu ele alır. Illich, eğitime elbette önem vermekte, ancak okulların varlığı, yöntemi, işlevi ve sonuçlarını irdelemektedir. Eğer okul; bazı derslerin, hayat tecrübelerinin alındığı bir kurum ise, bunlar zaten, insanların okullaşmadan da gündelik hayatta elde edebilecekleri şeylerdir.

Ivan Illich'e göre zorunlu eğitim, kaçınılmaz bir biçimde öğrencileri kutuplaştırmakta ve kast sistemi gibi sınıflara ayırmaktadır. Eşitlik diye savunulan zorunlu eğitim, büyüklerimizin nitelikli(!) okullar ifadesinde olduğu gibi acı bir eşitsizliğe, adaletsizliğe yol açmaktadır. Hatta yazar, bir adım daha ileri giderek okulları, kapitalizmin dünya dini olarak nitelemektedir.

Bazen ülkemizde de TÜSİAD, TOBB gibi kurumların devletten talep ettiği gibi okullar, zengin zümrenin sömürü sistemlerine iş gücü üretmekten, kapitalizm çarkına uyum sağlayan modern köleler yetiştirmekten öteye gidemiyor, bir dalda uzmanlaşma adı altında tek yönlü, sığ ve ezberci bir eğitimle ara elemanlar yetiştirip acımasız çarkın dişlileri arasına gönderiyoruz genç dimağlarımızı.

Evet, bir yandan kitabı okumanızı şiddetle önerirken diğer yandan da ülkemizdeki eğitim sistemi özelinde değerlendirmemize devam edelim:

19 Aralık 2016 tarihinde bu köşede “Anadolu Liselerine Dair” başlığıyla bir makale yayımlamış ve MEB' in lise eğitim sistemini değerlendirdikten sonra yazımızı şu düşünceler ile bitirmiştik:  

“Her ilde nüfusuna göre özel statülü birkaç lise olsun, ama bütün öğrencileri şehir trafiğinde perişan eden, okul-mahalle kültürünü yok eden, çocuklarımızın sosyal yaşamını olumsuz yönde etkileyen, üstelik PISA sonuçlarında da görüldüğü gibi, somut bir başarı da elde edemediğimiz lise kast sisteminin değişmesi gerekmez mi?”

Aradan yaklaşık bir yıl geçti, çok şükür MEB, on yılı aşkın bir süredir uyguladığı yanlış lise eğitim sisteminin en azından bir kısmından vazgeçeceğini beyan etti ve bu yönde bazı adımlar atmaya başladı. Ancak yeterli mi, elbette değil! Zira bir hastalık durumunda yeterli ilaç dozu kullanmadığınızda nasıl ki bünye iyileşmek şöyle dursun daha fazla tahrip olmaya başlıyorsa MEB'in de bu eksik uygulamaları eğitim sistemimizi daha fazla tahrip edebilir ne yazık ki!

Yine 30 Mart 2017 tarihinde “Zorunlu Lise Eğitimi” başlığıyla bir makale kaleme almış ve “Lise eğitimi zorunlu olmalı mı?” sorusuna cevap aramıştım.

 Bence bu konuda çok ciddi bir biçimde araştırma ve değerlendirme yapılması şart, çoklu zekâ kuramını dikkate alarak.

 Evet, temel düzeyde herkes dil, matematik, fen, sosyal bilimlerde fikir sahibi olacak. Belli bir genel kültür ve genel yetenek düzeyinde olacak. Ancak emin olun, bu temel eğitim sekiz yılda fazlasıyla veriliyor. Oysa lise eğitimi, bir mesleğe, dolayısıyla hayata hazırlaması gereken eğitim kurumları. Bilmeyenler itiraz edebilir. Zaten meslek liseleri var ya! Sorun da burada başlıyor zaten. Liseye geçiş sınavında %90'ın üzerinde başarı gösteren, Bakanın ifadesi ile nitelikli(!) liseler ile başarı düzeyi tek hanelere kadar inen meslek liselerinde 9 ve 10. sınıflarda aynı müfredat uygulanıyor. Hayatının hiçbir evresinde gereksinim duymayacağı polinomları, fonksiyonları, analitik geometriyi öğrenmeye çalışıyor körpe beyinler. Fizik ve kimyadan söz etmiyorum bile. Durum bu olunca çift dikiş de olsa dikiş tutmuyor. Liselerdeki sınıfta kalma istatistiklerine bir bakın.

Bildiğiniz gibi ülkemizde eğitim süreci; temel eğitim, ortaöğretim ve yükseköğretim diye üç aşamadan oluşuyor. 4+4 ilk ve ortaokul; temel eğitim, yani her bireye verilmesi gereken eğitim, amenna. Peki, üçüncü 4 yıllık dönemi oluşturan, aslında insanımızı hayata, bir mesleğe hazırlaması gereken liseleri herkese dayatmanın bir mantığı var mı?

Kanaatimce siyasi iradenin eğitim sistemindeki en büyük yanlışı, Batı özentisi ile bize uymadığı, reel hayatta pahalıya mal olduğu halde liseyi zorunlu hale getirmesidir. Hayatının hiçbir evresinde gereksinim duymayacağı bilgileri öğrenmek istemeyen gençlerimizin dört senelerini çalmaya kimsenin hakkı olmasa gerek.

Hatırlarsınız, geçen yıl KPSS'ye üç milyondan fazla insan girmişti, bu korkunç bir rakam. Benim de, Ivan Illich'in de önerdiğimiz elbette okulsuz bir toplum değil. Fakat bu memlekette herkese masa başı iş veremeyeceğinize göre, hâlihazırda bile milyonlarca lise mezunu işsiz olduğuna göre, şu zorunlu lise eğitimi konusunda bir yanlışlık var gibime geliyor.