• DOLAR 5,7445
  • EURO 6,4830
  • ALTIN 239,938
  • ...

Başbakan Yardımcısı Fikri Işık; iktidarın, gelecekte terörle mücadele için yapacaklarına dair yeni tedbirleri açıkladı.

Bizce de önemli olan bu tedbirleri şunlardır:

Mücadele; güvenlik, ekonomik, manevi, kültürel, eğitim, spor boyutlarında..” ele alınacak.”

Bakan, devamla; Yukarıda “belirlenen başlıklar, seçilen “23 ilde uygulanacak” diyor. Uygulamaların “ortak değerler, ortak tarihi şahsiyet ve ortak olaylarla kardeşlik duyguları ön planda olacak. Bu süreç, bir isim veya bir kesim üzerinden yürütülmeyecek, daha kapsamlı olacak.

“Bunlar için gecikmiş sayılmayız, çünkü bizde (ırk ve inançlar arasında) henüz duygusal kopuş oluşmamış..” gibi tespitler yapılmış.

Söylenenler, yabana atılacak şeyler değil.

“Güvenlik” tabi ki olmalı. Zaten asayiş ve emniyet olmazsa can, mal, namus güvenliği de devlet otoritesi de olmaz ama bu tedbirlere dayalı çözümün de mazide ne insani dramlara yol açtığı da malum.  

Güvenlik boyutunun, çözüm yerine; “halka pislik yedirme, Diyarbakır cezaevi uygulamaları ve Beyaz Toroslara..” kadar uzayan karanlık ve insanlık dışı uygulamalara vardığı zinhar bilinmeli.

Yani “mutlaka olması gereken güvenliğin, mutlaka kontrol altına alınması” farzdır. Adaletsiz bir güç ve güçsüz bir adalet şifa vermez.

Bunun için de emniyet ve askeriyedeki yeniden yapılandırmalarda çok hassas davranılmalı. Eline devlet gücü ve silah teslim edilen kesimin, halkın milli ve manevi değerleriyle barışık olmalarına dikkat edilmeli.

Belli ki kurumlarda, başına buyruk veya başkalarının hesabına çalışan paraleller var. Bunlar, kontrol altına alınmalı.

Ekonomik mücadele; olmalı ve mutlaka kazanılmalıdır. Hükümetin bu konuda yeterli çalışma ve projelerinin olduğuna da inanırım. Bunları uygulayacak imkân, güç ve ortamın oluşturulması önemli.

Manevi tedbirler; bizi, biz ve kardeş yapan ana harçtır. Bu maneviyat geçmişte; “ne mutlu Türküm diyene; bir Türk dünyaya bedeldir ve Kemalizm`in kimi kutsallarıyla..” sağlanmaya hatta dayatılmaya çalışıldı ama olmadı. Etki, tepkiyi doğurdu. Halk bu vesilelerle ayrıştı.

Düşünün; Kürt halkının vazgeçilmezleri olmuş “Şeyh Said, Said Nursi; Melekanlı Şeyh Abdullah, Şeyh Şerifleri; nice ağa ve beyleri; veli, molla ve Seydaları; kanaat önderleri, hanedanları…” idam etmiş, sürgün etmiş, zindanlarda çürütmüş bir sistemden bahsediyoruz.

Soykırıma uğrayan aile ve bölgelerden söz ediyoruz. Çiğnenen bin yıllık değerler ve koparılan bağlardan, farklı ırkları birleştirici harçlardan bahsediyoruz.

Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Gürcüyü, Abazayı, Arnavudu..” bir tek millet yapabilen bir dinden yani İslam`dan bahsediyoruz. Bu dinin ilke ve yasalarında VAHDETİ bulmuş; TEK olmayı başarmış, aynı hedefler uğruna ölmesini bilmiş farklı milletlerden bahsediyoruz.

Kahramanları cüce, cüceleri kahraman yapan bir süreç geçirdik.

Şu soruya cevap verelim; “bizleri bölen, ayrıştıran, çatıştıran garptan gelme hem de Çin malı fason değerleri silmeye niyetli miyiz? Aslımıza dönmeye kararlı mıyız?

Zor olsa da aslımıza dönmeliyiz. Bu da masraflı ama değer.

O yollarda çok moloz ve hafriyat var ama kaldırılması zaruri.

“Kültürel” boyutta, her Müslüman`ın kabul edeceği İslam kültür ve medeniyetinde buluşmanın yolları aranmalıdır. Bir milletin ya da hâkim ırkın cahili kültürünü dayatmak huzur getiremez.

Her “ırk ve mezhep, camia, dernek ve vakıf” kendinden tavizler vermesini bilecek, kendini dayatmayacak; Hakk`ta buluşmasını bilecek.  

Eğitim; halkın inanç ve değerlerini dışlamayacak, ötekileştirmeyecek; evrensel olacak. Anadilde eğitimin önündeki maniler kaldırılacak ve bu, bir görev olarak bilinecek.

İran olayları şunu gösterdi: Adı İslam Cumhuriyeti de olsa, bir ülkenin; kendi halkının öz kaynaklarını, kendi halkının hizmetine sunması gerekir. Sessiz çoğunluğun yüreğini sızlatan düşük dozlu sancılar dahi kaale alınmalı.

Halkının sesini duymayan her devlet; kendi halkını dış veya karanlık mihrakların provokasyonlarına açık hale getirir.

Halk, isyan eder; İsrail ve ABD gibi insi Şeytaların fırsat kolladığını görür ve isyanından geri adım atar ama devlet ve iktidarlar, halkının bu iyi niyetini; yanlışlarının takdir edildiği anlamında algılamamalı, istikrar adına bir “zehir içtiklerini”  bilmeli. Bu vesileyle de ileri değil, geriye, yani halkına doğru adım atmalı!

Dayatılmış atalar dinleri(!) için; “değiştirilmesi teklif dahi edilemez..” gibi trajikomiklerden vazgeçmelidirler.

Hülasa; çok yönlü bir “terörle mücadele” verilmeli. “Halkın değerlerini, beraberliğimizi” hedef almış çook mücadele alanımız ve terör odakları var. “Dağ ve bağlarımızdaki silahlı terör; yasa, kâğıt, kalem ve zihinlerdeki terör; Haç-Havra ve bunların Paralellerinin terörü, bizden olan zulüm ve terör ve daha nicesi…”

İşte bizler böle bir diyarın garipleriyiz. Bu “Deve`yi(!?!)” gütmek zorundayız.

Rabbim, mübareze alanındaki medeniyet erlerine güç, kuvvet, feraset ve adalet versin vesselam!