• DOLAR 6.861
  • EURO 7.752
  • ALTIN 392.135
  • ...

Türkiye Cumhuriyeti; Türk’üyle, Kürd’üyle, Lazı, Çerkez’iyle… bir bütündür; bunun en büyük harcıysa din ve tarih birliğidir. Bu da bin yıllık bir mazidir.

Cumhuriyet sonrasında; ülkede “çok ve büyük işler(!) başarma” adı altında bu mazi, 1920 sonrasının yüz yılıyla sınırlandırıldı. Yüzyıl deyip geçmeyelim tabi.

Halifeliği terk edip Haçlının himayesine sığındık, hamimiz, kıblemiz değiştirildi. Kadim bağların alfabesi, giyim kuşam, lezzetlerimiz değiştirildi ama Dünya Savaşlarının Galipleri hala emrediyorlardı. Toplam 12 milyon nüfusu olan Türkiye’de “on yılda eksiksiz tam ON BEŞ MİLYON GENÇ” yetiştirmeliydik(!).

Kurtuluş savaşıyla işi biten halkın dizayn edilmesi lazımdı ama “Mazinin Kehkeşanlarına dalıp dirilen ve direnen bir halk” vardı ve yeni yapılanmada “kurucu” hissesi istiyordu.

Galip Batılılardan akrediteli ve kendini asıl yetkili bilen CHF’yse; halkı, “vatandaş” ve “yurttaş” diye ikiye ayırmıştı. Zamanın Cumhuriyet’i; “don giyenleri” anlatıyordu: “VATANDAŞLAR (donlarıyla) sahile akın etti; YURTTAŞLAR rahatsız oldu.” Hedeflenen, Hindistan’daki Kast Sistemiydi ama tutmuyordu.

Bilinçaltına hükmetmek için, halkın hafızasına kastedildi. Köksüz, ucube ve ithal malı değerler dayatıldı. Baş aktör olan Cumhuriyet Halk Fırkası, şimdiki CHP gibi yine cumhursuzdu ama mühim değildi. Yerlileri; “akrebin kıskacından geçirdiği altı okla” vuruyordu.

Buna rağmen halk, her defasında eskiyi diriltebiliyordu. Her seçimde, her fırsatta dayatmalara inat davrandı. Ruhuna uygun bir parti bulmasa da onların ruhuna en aykırı bulduğu yapılara yöneliyordu. Her defasında başardı ama bu başarıları da her defasında bir şekilde dönüştürüldü, gasp edildi.

Gasıp; şimdi bile tanımlamaktan aciz olduğumuz BİR EL’di. Bize benzemiyordu, acayipti; yerli olan her şeye düşmandı. Sandığı önümüze getiriyor, meydanlardan sandığa kadar vaat ediyor. Bizim gibi, bizden biri hatta kendi evladımız da içlerinde oluyordu. Bu evladımız, çoğu zaman başbakan, Cumhurbaşkanı bile oluyordu ama işler de burada değişiyordu.

Seçtiğimiz evladımız; bizi çağırıyor ama kendisine, söz verdiği kadim değerlere değil; kendisinin de şikayet ettiği o Bir El’e çağırıyor. Meralar, çayırlar bizim; bostan, Bostancı Başı.. “hep” bizim ama “hiç” de bizim:

“Dandini dandini dastana/ DANALAR girmiş bostana!/ Kov Bostancı DANA’yı, yemesin lahanayı” diyecem ama..  Belli ki bizimki, Dana’yı kovamıyor! Dokunamıyor bile. Solmuş sararmış, görmezden geliyor, hatta Dana’ya çalışıyor! Herkes evine kapanmış; Corona Salgını.. diyorum! Ta’zim için huzura yöneliyor; isbat-ı vücut ediyor.

Bize de; “ayıptır, günahtır; kerametler; ayetlerle, hadislerle, evliya enbiya sözleriyle..”  nasihatler…

“Dış düşmanlar, Yahudi, Haçlı, beka..” gibi mühim şeyler.. derken; vaat edilen Yeşil Vadi’ye(!) razı oluyoruz; dahildeki Hinler ve hinliklerine zaman kalmıyor.

Rica ediyoruz; o Bir El; artık kenara çekilmeli. Tanıyoruz, biliyoruz ve hakkımızı helal etmiyoruz! O; bizden değildir! Hesabıyla, kalıbıyla, ruhuyla, inancıyla.. İşgalcidir, katildir.  

Türkiye’nin Batısını kıvama getirdiğini sanıyor; ağırlığını Doğu’ya veriyor. Bulduğu en küçük fırsatta -belki de iktidara rağmen- yaman operasyonlar yaptı/yapıyor ama sadece ayrıştırır.

Mazide de Saideyn’i, Seyid Rıza’yı; nece duayen ağayı/beyi; evliyayı ve bunların varis ve miraslarını hedef alan; kabirlerini imha eden; iktidara rağmen iktidara dahi iş yaptırmayan; iktidarın “arka bahçelerini bir bir yok eden; kadim duygusal bağları derinden sarsan da O’dur! 

Demiştik; o Bir El’in çağdaşları artık Batı’nın Siyaset Müzeleri’nde sergileniyor. Dünyada, sadece bizde kalmış bu tanımsız habis kalıntıların ivedilikle müzeye kaldırılması, bir beka meselesidir.

 

HİSSE: 1-On yıl aradan sonra israil kargo uçakları Türkiye’de. Tıbbi yardım getirmişler(!). Bizimkiler; “Kürdistan Sorunu ve Libya’daki müşkülümüze destek alırız” diyor.. Yahudi vefakârlığı, sadakati elbette tartışılmaz(?!).

2-Libya’da Türkiye’nin desteklediği meşru hükümet; bu ülkenin SİHA ve İHA’larıyla Sudanlı paralı asker Cancavitlere, Rusların silah ve VAGNER’ine, BAE’nin sermayesiyle CIA’lı Hafter’e yığdığı Rus ve ABD silahlarına ağır kayıplar verdiriyor; mühim alanlar kazanıyor. Rusya farklı şekilde alana inmezse, Hafter bitecek..

3-27 Mayıs Darbesi; 1920’lerden beri, suikast ve fail-i meçhullerle ayar çeken Garpzadelerin; cinayetlerini GLADYO’nun darbeleriyle aleniyete döktüğü yeni bir aşamadır ki sonuncusu 15 Temmuz’dur. Karanlıkların o Bir El’i kahrolsun!