Afgan Muhacirlerinden Suriye Göçmenlerine

Yerini yurdunu terk etmek zorunda kalan ümmetin milyonları genel anlamda “muhacir” diye anılıyordu. Arap (İslam) Baharı'yla beraber, muhacir kavramı çaresiz “göçmene” dönüştü, dönüştürüldü.

“Sağdan Yanaşan Şeytan” (kapitalizm) başımızdan aklımızı aldı, ruhumuzu çaldı.

Muhacir kavramını; Mekke mazlum ve muztazaflarının Medine'ye gidişinden biliyor, tanıyoruz.

O; gidiyordu; kardeş katili olmamak için… Dinini yaşamak, yasaklanan kulluğu ifa için... İmanla dolup, kovulduğu topraklara muzaffer dönmek için… İşgalcilere, dinini yaşama şansı bırakmayanlara, mazlumların korkulu rüyası olanlara “korkulu bir rüya gibi dönmek” için… Zalimin karabasanı olmak için terk-i sıla ediyordu.

Ebu Basir, Ebu Cendel'e dönüşüyordu. Bedir oluyordu, Uhud oluyordu. Gözünü kırpmadan Rehber'inin (as), “hicret” emrine uyuyor, tüm kazanımlarını, taşa çalıyor; “Bedir'de kanatlı meleklere..” karışıyordu.

Muhacir; ilim irfan olur, aşk olurdu.

Cihadı okumuyor, her cephede yeniden yazıyordu; sonraki nesiller okusun diye...

Kafkasların Şamil'i, Afrika sahralarının Ahmed Senusî'si, Ömer Muhtar'ı.. oluyor. Yemen'de Husî-İmam Yahya, hilafetin son kalesinin yıkıldığı Anadolu'da Saideyn oluyordu.

Musibetler ümmet coğrafyasına yağarken; ümmet, muhacir oluyor; hicret diyarlarındaki cihad mekteplerinde cahid yetişiyor, şehitlik için mübareze meydanlarına iniyordu.

Mübareze meydanlarının teke tek vuruşmalarında eğleniyor; orantısız güçlerle savaştığında zındıka ve zalimlerin mağrur ordularına diz çöktürüyordu.

*Küresel güç ordularının mezarı, kadim Afgan, Haçlı Avrupa'nın kuşatmasındaki Bosna ve dünya sermayesini ve ihaneti bunaltan Filistin Cihad Mekteplerimiz ibretli örneklerdendir.

Şu girdiğimiz son döneme kadar bizler böyle değildik, biz bu değildik. Birileri bir şeyler yaptı. Harut ile Marut'un beni âdem için çaldığı sihirlerden daha kötü tezgâhlar kuruldu başımıza.

Karanlık Çağ Avrupa'sını kasıp kavuran “ırk ve mezhepçiliğin” faşizmine karşı takatimiz yetersiz.

“Düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaf” coğrafyalarımızı, daha da kötüsü ruh ve bedenimizi kuşatmış. 

Cahiliye Döneminin putlarını, “tevhidin elmas kılıcıyla kırarak” günümüze gelen tevhit dinleri, özellikle de İslam ümmeti Kapitalizm putlarını kutsuyor. İbrahim (a)'ın şahsında ateşte Şeytan'a tüküren insan; bu gün şeytanla iş tutuyor. “Stratejik ortaklıklar” kuruluyor; “…insanlığın ortak düşmanı olan terörizm(!?) ile ortak mücadeleler(!)” veriliyor.

Hoş güzel de “düşmanı belirleyen dost değil, terörizmi tanımlayan Müslüman değil..” Durum karışık, kafalar karışık. İman küfür ile barışık. Esasen; “Bilmiyoruz ne haldeyiz/ Gidiyoruz gündüz gece!”

Kapitalizm; hedefleri doğrultusunda, ihtiyaç duyduğu insanı eğitiyor. Mazlum emekçi, kovulan kardeşinden bi-haber. “Dil, iman ve ahlak..” sınavla ölçülüyor. Sınavı başaranlar ise Yunus'un, Yesevilerin, Cezirilerin, Köroğlu'nun, Siyabendlerin cümlelerini kuramıyor.

Bu yüzden mazinin muhacirleri; Ortadoğu'da göçmen oluyor, çil yavrusu gibi dağılıyor. Bu yüzden sabi cesetleri denizlerin, okyanusların sahillerine vuruyor. Bu yüzden binlerce yıllık yurdundan edilen mazlumlarımız, Haçlı ve yerli işbirlikçilerinin olmayan insaflarına sığınıyor. Bu yüzden Haçlı Batı'da on binlerce kayıp çocuk ve kızlarımızın cesetlerine bile ulaşılamıyor.

*Göçmenlerinin ekseri; muhacir ve cihad kimliğinden uzak. Zalim ve zulümle hesaplaşma, Medine'sine zaferle dönebilme arzuları/umutları yok. Dertleri; küfür ve zulümle uzlaşının olması, hatta zalimin kendilerini affetmesi...

Kim, kimi, kimin yurdundan kovuyor! Zalimin mazlumu affetmesini beklersek, Sultan-ı Kâinat(cc)'ın gazabı yakalamaz mı? Zaten yaşadıklarımız; Hakk'ın gazabı değil mi? Tövbe ediyor muşuz?

Kendimize; iki Dünya hayatımızı kurtaracak Kitab'ın kavline gelelim!

Müslüman; göçmen ya da sığınmacı değil, muhacirdir; terörist değil, mücahittir.

*Yüzyıldır, dünyamızı karartan yüzlerce sorun yaşıyoruz. Acının her çeşidiyle bilenmiş bir ümmet yetişti! Yıkılmadık ayaktayız! Emperyalist dünya; yaşadığımız sorunlardan bir tanesini bile yaşasa dünyası kararacak! Elhamdülillah o da başlamakta, başlamıştır.

Haram ve günahla semiren Avrupa sokakları ısınıyor; halk hareketlerinin anlamı derin ve kelime-i şehadet kokuyor, bize rağmen!

Kapitalizmin “para+zaman+çalışma” sillesiyle vurduğu Tevhid Erleri kıvranıyor. Yeis, ehli imana yaraşmaz; “geçinme+rızık+kanaat..” havline sarılmalı.

“La havle wela quvvete illa-Billah'il Âliyul Azîm! La Ma'bude illa Hû” vesselam.     

                                                  

Görüş ve Önerileriniz için...


Yorumlar Yükleniyor..