• DOLAR 5.718
  • EURO 6.378
  • ALTIN 260.985
  • ...

Kim ne derse desin Türkiye Cumhuriyeti`nde, nam-ı diğer Anadolu`da “sandığın dili” tek olmuştur; o da “Hakkın dilini” arayan “halkın” dilidir.

Geçmişte kimi siyasi çevre ve parti başkanları, halkı değerlendirirken; “halk bizi anlamadı, cahildir, adam olmaz, aldatıldı..” diyedursunlar. Hayır efendim. Halk, herkesi iyi, hem de çook iyi anlıyor. Kendi tarzında bir filozoftur zinhar biline!

Tabi ki Milli Şeflerin “açık oy, gizli tasnifi” değerlendirmemizin dışında. O dönemler, siyasi erkin evcilleşmediği, yarı vahşi, yabani; zikren, fikren ve fiilen tutsak dönemlerdi.

Halk kendisi olarak konuştuğu dönemlerde, isot olmuş; sandığı tabut olarak kullanabilmiştir.

 “El âriftir yoklar senin bendini / Dağıtırlar duzağını fendini /

Alçaklarda otur gözet kendini / Katı yükseklerden uçucu olma!”(Karacoğlan).

Cumhuriyet tarihine baktığımızda, sandığın bu dilinin şaşmadığını görüyoruz.

9 Eylü 1923`te kurulan Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF), -darbeci İttihat ve Terakki mirası- Milli mücadeleyi sırtlayan Anadolu ve Rumeli Müdafa-ı Hukuk Cemiyeti`nin süzülmüş şekliydi. Halk tabanının her renginin olduğu bu parti, başta, halkın şahsında Batı`nın işgal politikalarına karşı savaştı sonra uzlaştı ve nihayet anlaştı.

Yeni Türkiye Cumhuriyetinde, Batılı değerleri kollama ve koruma görevini de üstlenen parti, her alanda halkın değerleriyle sorun yaşadı, yaşattı. Formalitede de olsa, zaruretten dolayı ara ara kimi siyasi partilerin kurulmasına müsaade ediyordu.

CHF`den bir yıl sonra, 17 Kasım 1924`te, bu vesileyle, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF), “halkın ve değerlerinin adresi” de oluyordu.

Esasen maddi alanda Kurtuluş savaşının verdiği tüm kayıpları iliklerine kadar hisseden halk, “konu vatan olunca gerisi teferruat!” dese de maneviyatına saldıranlara da  “dur” diyecekti.

Kazım Karabekir`in başkanlığında, “Partimiz, dini inançlara saygılıdır” diyen alternatif TCF`ye yöneldi. Derken “odak olma” ithamıyla, Haziran 1925`te kapatıldı.

Dünyadaki ekonomik kriz merkezli siyasi çalkantılar, Türkiye`yi de vurduğundan, yine Büyük Şef`in direktifiyle(!?!) 12 Ağustos 1930`da, liberalizmi savunan Fethi Okyar`ın başkanlığında Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) kuruldu. Dünyaya “halkımız da konuşuyor” diyeceklerdi ki konuşturmadılar.

Kurucu parti CHF, “sandığa gömülme sendromu” tuttu. Gelen rica üzerine; 17 Kasım 1930`da Başkan Okyar(!), kendi partisini itlaf etti.

Güzel değil mi; “Müjde! Dağa denize../ ..geldi 23`isan/ (ê tabi ki bu arada hala) neşe doluyor(du) insan!” ama halkın adı vardı.

“El, sürekli beyden yaman” yaman çıkacaktı.

1950-60 dönemleri, “yeter söz milletin!” diyen DP`yi getirdi. Halka rağmen hükmeden irade; “gün gelir seni ben bile kurtaramam!” demiş ve darbe olmuştu. “Sizi buraya gönderen irade idam istiyor!” diyen Yassıada Yargısı`yla halkın yoluna çıkan statüko; halkın iradesini idam etmiş ama durduramayacaktı.

İslamköylü Çoban Sülü, 12 Eylül 1980 sonrasındaki Merhum Özallı yıllar halkın, bu dayatmalara karşı verdiği cevaplardı.

CHF`den CHP`lere evirilen zihniyet, halka direniyor; “Avrupa`da, halkın kiliselerine saldırmadan da iktidara gelineceği tezini doğrulayan, İşçi ve sosyalist..” partilerden de ders alamıyordu. Halk ise, kendine yöneleni, eninde sonunda taltif ediyordu.

1969`da Konya`dan bağımsız seçilen Merhum Erbakan`ın 1970`te kurduğu Milli Nizam`ı kapatılır. 1973`teki MSP`yle %12 barajını aşarak 51 parlamenterle TBMM`ye girer ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatının kahramanı olur. %21,7`yle 1995 seçimlerinin galibi ve başbakan olması ise 16 yıl sonra mümkün olur.

Bu da; “sabır ve namazla yardım dilemek; yola çıktıklarını, yolda bulduklarıyla değiştirmeden tövbe, çalışmak, vefa,..” demektir.

Aynı zamanda, siyasetin dikenli yollarında yürürken, “organlarını temizlemek, Hakk`ı ve halkını tanımak; edepte, asalet derinliği olmayan sızmalardan ihlâsla korunmak demektir.

 “Kendini kınayan nefse and olsun!” vesselam.