• DOLAR 16.885
  • EURO 17.833
  • ALTIN 992.103
  • ...

 İnsanın iç dünyasında bulunan muazzam ve harika olan duyguların, bir grup insanın kabiliyetleri ile dışa vurumu olarak tanımlayabileceğimiz sanat, hayatın olmazsa olmazlarındandır.

Çünkü kâinat; arz ve seması ile muhteşem bir sanat eseri olarak ortada durur ve bizleri sanatçıya götüren yolun izdüşümünü yansıtır. Gerçekten de yaratma adına sonsuz kudrete sahip olanın, belki de ilk insana üflediği o nefha ile insanoğluna bahşettiği hislerin zemine yansımasıdır sanat.

  Dolayısıyla sanatın kaynağı ilahidir. Müslümanların kendi sahalarındaki topu deplasmanda imiş gibi değerlendirmemelerinden ötürü, İslamcılar tarafından yeteri kadar işlenmeyen bu alan, başkalarının inisiyatifine geçmiştir. Bence her Müslümanın bu özeleştiriyi yapması gerekmektedir.

  İzninizle böyle bir girişin ardından, meramımı açıklamak için başka bir giriş yapayım.

   Evet, bizzat Allah Ahzab 72’de; “Biz emaneti göklere, arza ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok cahildir.” diyor ama buradaki zalim ve cahil olan bütün insanlık değil, gerçekten bu vasıfları taşıyan insanlığın bir kesimidir. Çünkü var olan bu iki özelliğin yanında,  fıtratta adalet ve bilgi de mevcuttur.

     Nitekim yine Allah Enbiya 37’de; “İnsan, aceleci olarak yaratılmıştır.” diyor ama bu bütün insanlığın bir vasfı değildir. Yani bu vasıf aceleciliğini kontrol altına alan insanları kapsamıyor. Başka bir örnek; “Allah yükünüzü hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisa:28) ayetidir. Burada insanın zaafları anlamında zayıf yönlerinden bahseder ama bu durum zaaflarına yenilmeyen, imtihanlar karşısında gücünün farkında olan, çınar ağacı gibi dimdik ayakta duran insanları kapsamıyor.

Bunca tefsire rağmen, hala Kur’an’da insan fıtratını tanımlayan ve o fıtratta var olan cahil, zalim, aceleci gibi özellikleri, sanki her insanda baskın özellikmiş gibi göstermek ancak ancak savrulmuşlukla ifade edilebilir.

            Bütün bunları Sezen Aksu’nun son günlerde gündemde olan ve Hz. Adem babamız ile Hz. Havva annemize “C…” nitelendirmesinde bulunduğu şarkısından dolayı yazıyorum. Şunu da belirteyim ki adı geçen şarkıcının kapasitesini bilmemekle birlikte, yukarıda yazdıklarımdan muhtemelen haberi dahi yoktur diye düşünüyorum.

            Peki sözüm kime? Ya da neden bütün bunları dile getirme ihtiyacı duyuyorum. Açıkçası sözüm bizim mahallenin ezik, büzük ve bu sanatçı kisveli kişilerin aklına bile gelmeyecek tevillerle, onları paklama derdinde olan yazarçizer takımımızadır. Ben eminim ki Sezen Aksu, Akif Beki’nin savunduğu kadar kendisini savunamazdı.

            Sezen Aksu dâhil, bu ülkede binlerce kişiye mikrofonu uzatıp, Adem ve Havva kimdir diye sorulduğunda alınacak cevap, insanlığın anne ve babası şeklinde olacaktır. Yani Akif Beki gibi konuyu sündürüp sündürüp, Sümer efsanelerine kadar götürmeye gerek yoktur.

            Kur’an onları insanlığın anne ve babası olduğunu ve yaratılan ilk insanlar olduğunu söylüyor mu? Söylüyor. Toplum buna inanıyor mu? İnanıyor. O zaman sanatçı sanatını başkalarının inancına hakaret etmeden icra edecek, o kadar. İçinde bulunulan toplumun değerlerine saygıdır demek istediğim. Ötesi berisi yok.

            Ama gel gör ki bizim mahallenin muhalif takıntıları, şirin görünüp entelektüel olacaklar ya, modern sonrası olarak tarif edilen postmodern görünmek için, kendi değerlerine bigâne kalmakta görüyor çareyi. Muhaliflik adına sağa sola sıçrayana, karşı mahallede pek bir değer verilmediğini de belirtmek gerekiyor bu arada.  

            Yani bu tayfa şöyle dese belki makul görülebilir: “Her ne kadar Adem ve Havva, erkek ve kadın cinsiyetini temsil etse de, toplum nezdinde ilk insanlar ve Adem de ilk peygamber olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle bu şarkının sözleri rencide edicidir. Biraz daha özen gösterilebilirdi.”

            Zaten Kur’an insan türünün ayırıcı bir özelliği olan bilgiyi, bilgili olmayı yine Hz. Adem üzerinden bizlerin dikkatine sunuyor: “Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra bunları meleklere gösterip “Sözünüzde doğru iseniz şunların isimlerini bana söyleyin” dedi. “Seni tenzih ederiz! Bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. En kâmil ilim ve hikmet sahibi şüphesiz sensin” cevabını verdiler. “Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir” dedi. Onlara bunların isimlerini bildirince de “Size ben göklerin ve yerin gizlisini kesinlikle bilirim; yine sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim demedim mi!” buyurdu.” (Bakara:31-33)

Kısacası insanı diğer yaratılanlardan ayıran vasıflardan biri bilgidir, bilgi.