• DOLAR 8.471
  • EURO 10.292
  • ALTIN 502.04
  • ...

16 Mart 1988 günü Hiroşima ve Nagazaki’den sonra yeryüzünün görmüş olduğu en büyük katliamlardan biri yaşandı. Irak sınırları içinde bulunan Kürt kasabası Halepçe’nin halkı, Saddam Hüseyin’in emri ile Kimyasal Ali lakaplı, Ali Hasan Macit et- Tikriti’nin attığı kimyasal bombalarla katliamdan geçirildiler.

Bir milleti yok etmenin iki tür yolu vardır. Birincisi toplu göç ettirmedir. Yani kendi topraklarında köklerine bağlı olan, dil ve kültürünü yaşadığı topraktan güç alarak devam ettiren halk, topraklarından edilip, köklerinden koparılmak suretiyle yok edilebilir.

Ama bu yöntem kendilerince fayda vermediğinde, bu kez toplu katliamlara girişirler. Kültürel olarak katledemediklerini fiziken yok etme seçeneğini devreye sokarlar. İşte tarihteki soykırım veya toplu katliam dediğimiz, insanlığa karşı işlenen suçlar bu düşüncenin eseridir.

Nitekim Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak yönetimi, Kürtlere karşı bu iki yöntemi de kullanmıştır. Irak ordusunun 1986 yılında başlattığı ve 16 Mart 1988 yılında Halepçe katliamı ile doruk noktasına ulaştırdığı Enfal operasyonunda, bahsettiğimiz iki yöntem de kullanılmıştır.

Ganimet anlamına gelen Enfal, Kur’an’ın bir suresinin ismidir. Böylece kendilerine İslami bir isim bulan BAAS ulusalcıları, Kürtleri kendileri için ganimet olarak görüyorlardı. Neticede 4500 yerleşim yeri yakılmış, yıkılmış, yüzbinlerce insan yerinden yurdundan edilmiş ve 180-200 bin insan katledilmiştir.

Alın size insanlığa karşı işlenen suç. Yakın tarihte işlenmiş bu vahşiyane katliam tam anlamıyla bir soykırımdır. Zaten birkaç devlet parlamentosu işlenen bu cinayetleri soykırım olarak tanıdı. TBMM’ye de çeşitli dönemlerde Halepçe’nin jenosit olarak tanınması için teklifler verildi.

Birleşmiş Milletler'in 1948 tarihli Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'ne göre bir eylemin soykırım olarak nitelendirilebilmesi için, belirli bir insan topluluğunun; milliyeti, ırkı, etnik kökeni veya dini dolayısıyla tümünün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetinin bulunması gerekir.

Uluslararası kamuoyu katliama bir süre sessiz kaldı. Fakat işlenen cürüm o kadar büyüktü ki daha fazla saklanması imkânsızdı. Ancak Batı dünyası Saddam’a verdiği destekle bu katliamın ortağıydı. Bundan dolayı çok keskin söylemleri olmadı. Hala da Halepçe’nin soykırım olarak tanınması meselesi birkaç parlamento dışında kabul görmemiştir.

Oysa BM;

* Grup üyelerini öldürmek,

* Grup üyelerine ciddi fiziki veya zihinsel zarar vermek,

* Grup üyelerini bilerek tamamen ya da kısmen fiziksel yok oluşa götürecek yaşam       şartlarına tabi tutmak,

* Gruptaki doğumları kasıtlı olarak engellemek,

* Grubun çocuklarını zorla başka bir gruba transfer etmek,

            Fiillerinin oluştuğu cinayetleri soykırım olarak tanımlamaktadır.

Halepçe’deki durum incelendiğinde, her insaf sahibi insanın şunu demesi gerekir: “Hiroşima ve Nagazaki’den sonra kimyasal, biyolojik silahlarla yapılan bu katliam, insanlığa karşı işlenen suçlar kategorisinde tam anlamı ile bir soykırımdır.”

            Yazımızın sonunda şunu da ekleyelim ki bu cinayetin ortakları; zamanın Saddam rejimi ile birlikte yine zamanın emperyalist devletleridir.

            Günümüzde bu emperyalist devletlerden hak hukuk talep eden Kürtlere ilan olunur.

Yazarın Diğer Yazıları