• DOLAR 7.741
  • EURO 9.109
  • ALTIN 475.12
  • ...

İstanbul Sözleşmesi ile ilgili yazdığımız birinci yazıdan sonra şimdi de çözüm ile ilgili bir yazı yazmak istiyorum.

Elbette bu mesele öyle bir kişinin yazıp çözeceği bir mesele değil. Yalnız her bireyin fikri de meseleyi çözmede bir basamaktır. Akıllar toplanır çözümde buluşur.

Toplumun geneline baktığımız zaman bu konuda ikiye bölündüğünü görürüz. Bir taraf seküler hayat tarzını benimsemiş, hayatını ona göre şekillendirmiş. Diğer taraf muhafazakar veya İslami hayat tarzını seçmiş ve hayatını ona göre tanzim etmeye çalışıyor.

Dünyanın bütün toplumlarında sorunları çözmek için kendi toplumunun kabul ettiği değerler sistemini kullanırken, bizim sistemimizde bunu tam tersi, halkın kahir ekseriyetinin kabul etmediği batılı değerler sistemine göre sorunlar çözülmeye çalışılıyor.

En baştaki düğmeyi yanlış bağlayarak işe başlıyoruz.

İlk önce yapmamız gereken kim hangi değerler sistemini kabul ediyor ise sorunlarının çözümünde de bu değerler sisteminin uygulanmasıdır. Yani seküler hayat sistemini kabul edenlere seküler hukuk, dini hayat sistemi olarak kabul edenlere de dinin hukuku uygulanmalıdır. Bu vatandaşların en tabii insanlık hakkıdır. Kimse zorla kendi hukukunu başka insanlara hayat sistemi olarak dayatmamalıdır.

İstanbul Sözleşmesindeki asıl meselemiz işte tam burasıdır. Bir kere temeli sağlam atılmamış. Avrupa’nın hukuk sistemi olan seküler hayat nizamı getirilip Müslümanlara bir hayat nizamı olarak zorla dayatılıyor.

Allah için İslam’ı hayat sistemi olarak kabul etmiş olanların ar, şeref, namus, aile, kadın ve çocuklar hakkındaki gelenek, görenek, yaşayış ve bakışları ile Avrupa’nın bakışı bir mi yoksa zıt mı?

Dolayısıyla Müslümanca yaşamak isteyene bu İstanbul Sözleşmesi tam bir zulümdür.

Halkın kabul etmediği değerleri halka kanunla da dayatsanız, bundan ancak bir çatışma çıkar. Adil olmayan bir kanun zulüm üretir.

Öncelikle yapmamız gereken bu sözleşmeden çekilmektir. Daha sonra kendi ilim ve bilim adamlarımız ile bir araya gelerek toplumumuza göre sorunları çözecek yasalar yapmaktır.

Ayrıca eğer çıkardığımız bir yasa sorunu çözmüyor ise inat etmeye gerek yok. Onu kaldırıp bir daha çıkaralım. Sonuçta bu kul yapısı değil mi?

Hele hele bir yasa bütün çözüm yollarını tıkarsa, bu yasa hukuki ve insani hatta vicdani olabilir mi?

İstanbul sözleşmesi aynen şöyle diyor;

“Taraflar bu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddet olayıyla ilgili olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil olmak üzere, zorunlu anlaşmazlık giderme alternatif süreçlerini yasaklamak üzere yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.” 7 Madde 48, Fıkra 1.

Yani bu madde bile, bu sözleşmenin ne kadar yanlış olduğunu anlatmaya yeter de artar bile!

Her olay mahkemeye intikal edecek, her mesele mahkemede çözülecek…

Bu bizim kadim medeniyetimizin yolu değildir. Bu bizim yapımıza uygun değildir.

Gelin bize göre, bize uygun yaslar çıkararak sorunlarımızı çözelim.

Avrupa’nın değerlerine ihtiyacımız yok. Bizim medeniyetimiz bize yeter.