• DOLAR 5.811
  • EURO 6.429
  • ALTIN 272.9
  • ...

Türkiye yakın zamanda büyük bir tehlike atlattı. Nerdeyse dışarıdan yönetilen bir örgütün kontrolüne girecekti. Halkın iradesinin yok sayıldığı, askeri yönetimin iş başına getirileceği, astığım astık, kestiğim kestik anlayışının hakim olacağı bir kaos ortamına girecekti.

 Ama Allah`ın izni ile ve halkımızın kahraman direnişi bunu engelledi.

Halkımızın kahraman direnişi bunu engelledi, ama bu sonucu doğuran sebepler üzerinde hiç durulmadı. Yeni Fetöler ortaya çıkmaması için hiçbir önlem alınmadı.

Türkiye`de devlete hâkim olmak isteyen çok gruplar var. Buda tabii ki normal bir şey. Ama bunun yolunun meşru olması gerekir. Bu meşru yolu kullanılarak başa gelmeleri gerekir. Bunun için de gerekli önlemlerin alınması devletin tabii ki de hükümetlerin görevidir. Devlet gibi her imkânı elde edecek bir kurumun başına geçecek yapının tabi ki de halkın onayını alarak başa gelmesi gerekir.

Türkiye`de iki olgu var ki bunların ikisi de halka zulmetmektedir. Birincisi devlete gayrimeşru yolla hâkim olmak isteyenler. Diğeri de meşru yollarla devletin başına geçip gayrimeşru iş yapanlar. Bunların her ikisi de devlet ve millet için pahalıya mal oluyorlar.

 Aslında Fetönün tarihine baktığımızda daha çok ikinci yolu kullanarak güç kazandıkları ortadadır. Ele geçirdikleri makamları kullanarak oraya gayrimeşru bir şekilde yerleşip ele geçiriyor. Sonra diğer kurum, diğer kurum, derken tüm kurumlar kontrolüne geçiyor.

Hâlbuki devlet sisteminde bunu engelleyecek bir sistem olmalı değil miydi? Torpili, suistimli, adam kayırmayı önleyecek bir sistem yok mu? Ne yazık ki yoktu ve hala yok!

Her başa gelen devlet ve milletin kendisine verdiği yetkiyi kullanarak kadrolaşmaya devleti ele geçirmeye çalışıyor. Evet devleti yönetmek için kadroya ihtiyaç var. Ama gayrimeşru bir şekilde bunu yaparsan bu olmaz. Bu devlet milletin olmalıdır. Milletin her kesiminin onda hakkı var. Bunların önünü türlü bahaneler ile kesmek, senden olmayanı kapı önüne koymak, keyfi muamelelerde bulunmak, adalet, liyakat ve emanet ilkelerinden şaşmak devleti yönetmek değil devleti batırmaktır.

Bugün ne yazık ki çevremizde bu türlü uygulamaları çok duyar olduk. Satılan kadroları, yapılan torpilleri, kayrılan insanları, sudan bahanelerle ayağı kaydırılan hak sahiplerini….

Bunun sonu hiç de iyiye gitmiyor. Hükümet sahibi olabiliriz ama devlet sahibi değiliz. Devletin sahibi bu millettir. Her kesimden ve her görüşten insanların hizmet alacağı ve hizmet vereceği bir kapıdır. Toplumun ortak değerleri ile oluşmalı ve hizmet etmelidir. Hizmette ehliyet, liyakat ve hak ediş olmalıdır.

Eğer biz de Fetöleşecek isek devleti Fetöden kurtarmanın bir anlamı kalmamıştır. Eğer biz de bu imkanları başkasına sunup semirtecek isek yeni Fetölerin sahaya çıkmasına az bir zaman kalmıştır. Eğer yönetime gelip Fetö gibi davranacak isek o zaman Fetöleşmeye az kalmıştır demektir.

Fetö dini kullanarak, hoşgörüyü kullanarak, dershane ve okulları kullanarak halkın duygularını suiistimal etti. Ama halk yaptığı haksızlık ve hukuksuzlukları affetmedi. Yaptığı hırsızlık, torpil, suiistimal, yağma ve saltanatı kabul etmedi. Biriktirdi biriktirdi ve somumda patladı. Ne var ne yok hepsini süpürdü attı.

Hak ve adalet, liyakat ve ehliyet, hak ediş ve meşru yollarından geçmeyen her iş halkta bir öfkeye sebep olmakta ve bu birikmektedir. En ulaşılmaz, dokunulmaz zannettiğimiz bir anda tepetaklak en aşağılara düşürmektedir.

Fetöleşmeye götürecek nerde bir açık varsa bunun önlemini almak hükümetin işidir. Fetöden ders almak hükümetin görevidir. Yoksa bu çemberde döner dururuz.

Varacağımız en kötü yol Fetöleşmektir.