• DOLAR 5.753
  • EURO 6.391
  • ALTIN 272.39
  • ...

İki gündür Gazze şehrine yönelik saldırılar sürüyor. İşgal rejimi önce İslami Cihad hareketinin askeri kanadı Kudüs Seriyyelerinin önde gelen komutanlarından Beha Ebu'l Ata’yı, Gazze’deki evine yaptığı suikastle şehid etti. Füzelerle yapılan saldırıda Ebul Ata’nın eşi de şehid oldu. Bir diğer saldırı da Hareketin Siyasi Büro üyesi Ekrem el-Accuri'nin Suriye’nin başkenti Şam’daki evine düzenlendi. Saldırıda Accuri'nin oğlu Muaz Ekrem el-Accuri ile Abdullah Yusuf Hasan adlı bir Filistinli şehit oldu.

Gazze’deki Hükümet Enformasyon Ofisi, işgal ordusunun önceki günden bu yana düzenlediği saldırılarda ise biri kadın ve biri çocuk  32 kişinin şehit olduğunu, 100'den fazla kişinin de yaralandığını açıkladı. Rabbim şehadetlerini kabul eylesin.

Sözde devlet oldukları iddiasının aksine yaptıkları saldırılar, işgalci Siyonistlerin ne kadar da vahşi bir çete rejimi ve insanlıktan uzak bir ruha sahip olduklarının kanıtıdır. Siyonist saldırılar sonrası direniş gruplarının başlattığı füze yağmurundan korunmak için sığınaklara doluşan bir milyon siyonistin korkusu ise işgal rejiminin tüm saldırılarına rağmen topraklarını terk etmeyen Gazze halkının korkusuzca, onurla dik duruşunu daha değerli kılıyor. Bu da haklı bir davaya sahip olmanın ölüme bile meydan okuyacak ruh gücüne kavuşturduğunu ortaya çıkarması bakımından çok önemli. İslami Direniş gruplarının, halklarını ve topraklarını korumak için yaptıkları karşı saldırıların da meşru bir hak olduğu söylemini yüksek perdeden ve sürekli ifade etmekte yarar vardır. 

Saldırılardan birinin Şam’da bir adrese yapılmasına rağmen Baas rejiminin, kendi halkını katlederken “Aslan”! kesilen ama işgalci siyoniste cevap vermemesi bir zul olarak rejimi yönetenlere yeter ancak insani tüm değerlerden soyutlanan kişiliklerden bunu beklemek abes olur.

Siyonist rejimin saldırı zamanlamasına baktığımızda ise işgal topraklarında yapılan bir seçimin olduğu ancak hükümet kuracak çoğunluğu elde edemeyen hiçbir partiyle birlikte siyonist Netanyahu’nun da yolsuzluklarını örtmeye yönelik kirli bir hamlesi olarak okunabilir. Diğer yandan Filistin genelinde birliğe yönelik mesajların öne çıktığı ve genel seçim ile başkanlık seçiminin yapılmasına yönelik adımlara hız verilmesiyle bu siyonist saldırıların yapılması, işgal rejiminin Filistin’in birliğine ve güçlü bir yapının ortaya çıkmasına ve dahi bağımsız bir devlete giden yolu tıkamanın sabotajları olarak değerlendirilebilir.

Hamisi Amerika ile iki devletli bir çözüm ister gibi yapıp iş masaya geldiğinde sabote eden siyonist işgal rejimi elbette ki güvenilmezdir. Amerika’nın Suriye çıkmazında çekiliyoruz-çekilmiyoruz taktiğiyle aslında çekilmemek üzere zaman kazanmak için açıktan yalan siyasetini, siyonist işgal rejimi yıllardır yapıyor. İslam alemine karşı düşmanlıklarını artık açıktan yapan ve daha büyük ifsat icraatlarını da açıklayacak olan Amerika ile birlikte siyonist rejim, Filistin topraklarında hiçbir zaman bir Filistin devletine yeşil ışık yakmayacaktır. Geleceğe dair gelişmelerin bu bilinçle değerlendirilmesi gerçeğe yakın bir sonucun ortaya çıkmasına olanak sağlayacaktır. 

Diğer yandan Hamas ve İslami Cihad hareketi; halklarını, topraklarını korumak ve işgal altındaki topraklarını da kurtarmak için yapılması gereken insani görevlerini en meşru bir şekilde yerine getirmeye çalışıyor. Ancak Ümmetin ortak değeri Filistin davasını en önde sahiplenmesi gerekirken işgal rejimiyle sıkı bir işbirliği içerisine giren komşu Arap rejimlerinin ihaneti hiçbir şekilde kabul edilebilir değil.

Katil Netanyahu’nun bu hafta içerisinde isim vermediği altı Arap rejimiyle çok sıkı ilişkilerinin olduğu açıklamasını karşılayacak cuntacı ve saltanatlı rejimlerden kimler oldukları belli aslında. Bu hain Arap rejimleri; on yılı aşkın bir süredir abluka muhasarası altında inleyen mazlum ve bir o kadar da onurlu Gazze halkına el uzatacaklarına onları, utanmadan da Amerika’yla işbirliğine, kendi yaptıkları gibi tasmalarıyla birlikte kondukları ülkenin tüm zenginliklerini teslim ettikleri emperyalistlerin zillet boyunduruğuna çağırmaları da ayrıca bir zillet vesikası. Bu saltanata ve cuntaya dayanan yıkılası rejimlerin ne kendi halklarına bir fayda sağladığı gibi ne de İslam’ın yücelmesine yönelik bir adım attıkları görülmemiştir.

Dört bir koldan abluka altında tutulan Gazze halkının tüm yalnız bırakılmışlıklara ve ihanetlere rağmen işgalci siyoniste karşı mücadelen geri durmayarak direnmesi tüm dünya Müslümanlarına ümit aşılıyor. Ve bu ümit; işgalci siyonistin tüm melanetlerine rağmen üç maymunu oynayan Birleşmiş Milletler’e ve onu koruyan Amerika’ya kafa tutacak yiğit insanların çıkarak bu zulme son vereceği, operasyon yapacağı günlerin yakın olduğunu gösteriyor inşallah.