• DOLAR 5.585
  • EURO 6.211
  • ALTIN 271.561
  • ...

Siyonist işgalci, Filistin’in dört bir yanında Yahudileştirme faaliyetlerini sürdürürken Doğu Kudüs’te yine büyük bir yıkıma başlamış durumda. İşgal mahkemesi, geçen ay Sur Bahir bölgesindeki Vadi El-Hummus Mahallesi’nde yıkmayı planladığı binaların Ayrım Duvarı’nın devamını oluşturan tel bariyerlere yakınlığı nedeniyle “güvenlik tehlikesi oluşturduğunu” iddia ederek yıkımına karar vermiş ve mülk sahiplerine 18 Haziran’a kadar binalarını yıkmaları için süre tanımıştı. Bunun üzerine Filistinliler, Doğu Kudüs’te bazıları inşa halinde olan 100’e yakın dairenin içinde yer aldığı 16 binanın yıkımının durdurulması için işgal mahkemesine başvurmuş ancak işgal mahkemesi pazargünü bu başvuruyu reddetmiş ve hemen ertesi gün yıkım başlamıştı. 

Öyle bir zulüm ki dikkat edin işgal mahkemesi, Filistinlilerin kendi binalarını kendi elleriyle yıkmalarını istiyor. Filistinliler yıkmaz yıkım işgalcilere kalırsa Filistinliler sadece evlerinden olmaz üstüne ciddi bir para ödeyerek siyonistin zulmünden kurtulabilir. Aksi takdirde tutuklama veya sürgün edilme durumu devreye girer.

Dünya kamuoyuna, sözde yasalara uyularak hareket edildiği izlenimi vermek isteyen siyonist işgalcinin içyüzünü, Filistinlilerin evlerini yıkan zalimliğine karşılık gasp ettiği topraklara siyonist Yahudileri yerleştirmesi ele veriyor. Ayrıca öne sürdükleri “Güvenlik tehlikesi oluşturan” gerekçeyi asıl Filistinlilerin topraklarını işgal ederek, katliamlar, sürgünlerle demografik yapıyı değiştirerek etnik temizlik yapan işgalci siyonist oluşturuyor. Yıkılan binalar Filistin yönetiminin yetkisi altında olan A ve B bölgelerinde bulunuyor. Yıkım, 1993’te Yaser Arafat’ın başında bulunduğu Filistin Kurtuluş Örgütü ile işgalci israil arasında yapılan Oslo Anlaşmalarının da ihlali anlamına geliyor. Ki bu Oslo Anlaşması o dönemde bile 1948 topraklarından vazgeçilip 1967 sonrası şartları benimsediği gerekçesiyle Filistin davasına ihanet anlamında değerlendirilmiştir. İşgal rejimi de Oslo Anlaşması sonrası bu ayrım duvarını inşa etmiş ve şimdi bu duvara paralel tel örgülü kısma yakın bu binaların tehdit oluşturduğu bahanesiyle yıkımını gerçekleştirdi, yıkmaya devam ediyor.

Hiçbir anlaşma, hiçbir uyarı ve kınamayı dinlemeyen ve göz göre göre yapılan bu yıkımlar, gasp edilen topraklar, sürgün edilen hayatlar ve işgal rejiminin katliam ve etnik temizlik uygulamalarına rağmen Birleşmiş Milletler ve diğer tüm uluslararası kurum kuruluşların sessiz  kalması kabul edilebilir değil. Ancak emperyalist sisteme entegre bu kurumların zelil tavrı belki yine de anlaşılabilir  de Müslüman devlet ve halkların, işgalci  siyonist rejimin bu yaptıklarına sessiz  kalması anlaşılabilir değil.

İşgalci rejimi Doğu Kudüs’te bu büyük yıkım cüretkarlığına götüren sebep ise geçtiğimiz aylarda ABD’nin büyü Kınamaların ötesine geçmeyen cılız tepkiler, Trump’ın damadı Kushner’i, koordinatörlüğünü yaptığı sözde “Yüzyılın Anlaşması”nın yürürlüğe konabilmesi için Arap ülkelerine tahsilata bile çıkardı. Amacı zaten iki devletli bir çözüm olmayan ancak dünyaya öyle bir tiyatral tablo sunularak işgali meşrulaştıran ve Filistin’in kalan topraklarını da gasp etme amacı güden “Yüzyılın Anlaşması” yok sayılmalı ve destek olacak Arap ülkelerine etkilenebilecekleri en kötü yaptırımlar uygulanmalıdır.

Bir yanda Gazze’de sürdürülen ambargo diğer yanda Kudüs’te, Batı Yaka’da katliamlar, esaret, sürgün yıkım, ifsat yapan işgalci israilin terörist faaliyetlerine karşı Filistin İslami hareketlerinin meşru müdafaa hakkı vardır ve sonuna kadar kullanmalıdırlar. İşgalcinin zulmüne sessiz kalan BM ve uluslararası sistem, siyonist israil rejimini yaptığı işgal, yıkım ve tüm melanetlerine son vermediği müddetçe İslami direnişin meşru müdafaa hakkına da ses çıkarma hakkına sahip değildir. 

Dünyaya etki eden terörist faaliyetleri dolayısıyla israil işgal rejimi, tüm insanlığın selameti için durdurulmalıdır. Müslüman halklar, vicdanlı tüm insanlar, sivil toplum kuruluşları işgalci israili ve ona hamilik eden Amerika’yı protesto etmek için meydanlara inmeli ve ortaya konacak tepki sonuç alınıncaya dek kararlılıkla sürmeli.

İşgalci rejimin tüm zulüm uygulamalarını her fırsatta en üst perdeden en sert şekilde kınayan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve gerekse bu son yıkım kararı sonrası Dışişleri Bakanlığı’nın sergilediği tavır yerinde ve olumlu bir tavırdır ancak yeterli değildir. Amerika’nın askeri, siyasi, finansal destek sağlayarak gerektiğinde operasyonlarda bulunarak koruduğu siyonist rejimin Filistinlilere uyguladığı zulüm uygulamaları karşısında başta  Türkiye olmak üzere sorumluluk sahibi tüm İslam ülkeleri de aynı mütekabiliyet esasları çerçevesinde Filistin’i korumalı,  garantör olmalıdır.