• DOLAR 9.59
  • EURO 11.142
  • ALTIN 557.199
  • ...

İktidara yakın televizyonların vazgeçilmezi ünlü ulusalcı bir gazeteci, PKK’nin bölgedeki toplu katliamlarının kronolojisini taşımıştı köşesine. Ancak bu kronolojik sıralamada ve tarihi hatırlatmada başta Susa Camii katliamı olmak üzere dindarlara yönelik hiçbir katliamı vermemişti. PKK’ye karşı en net ve en sert tavrı gösteren bu solcu ulusalcı gazeteci, PKK’nin dindarlara dönük katliamlarını hangi saikle vermedi bilmiyorum, takdiri de size bırakıyorum. Durumu sosyal medyada, gönlüne dokunurum ümidiyle “gözünden mi kaçtı gönlünden mi?” diye ifşa edince bana sokak ağzı ile ve yakışmayan karşılıklar verdi ve FETÖ’cü ilan etti beni.

Yine görünürde iktidara muhalif, ekranların vazgeçilmezi ünlü Ulusalcı-Kemalist bir başka gazeteci, fake(sahte) bir hesabın ihdas ettiği iftira içerikli paylaşımları köşesine taşıyarak, 30 yıldır vazifelerini hakkıyla yapan, her türlü başarı belgesi ve hikayesi olan kimi sıradan kamu görevlilerini teröristlikle suçlayıp onlar üzerinden toptancı bir yaklaşımla bazı kesimleri karalaması üzerine devletin silahlı silahsız bütün unsurları bu memurları sigaya çekmeye başladı.

28 Şubat ve FETÖ mağduru bu garibanların akîbeti ne olacak henüz bilinmiyor. Sahte hesap sahibi bulunup cezalandırılmalıyken ve bu iftirayı köşesine taşıyan kişi mahkeme edilmeliyken; kanatlı kanatsız tüm unsurlar el ele verip sahte senaryolar ile başkaca “28 Şubatlar”, başkaca FETÖ mağdurları üretiyorlar.

Müflis tüccar mantığı ile döneminin konjonktüründe yazılmış yıllar öncesine ait bir iki cümle, bağlamından koparılarak ve söz konusu iddiaları çürütecek aynı kişilere ait kitap dolusu başkaca yazılar/paylaşımlar yok sayılarak, yapılan bu operasyonlar “eskiden” de “eski” ve çok tanıdık uygulamalardır. Hakeza 28 Şubat’ı aratmayan cinstendir. Oligarşik bürokrasi devletin tüm kılcal kanallarını istila etmiş gibi.

Dimyat pirincinin tahrik edici cazibesi iktidarı tahkim ediyorsa da avuçlarından dökülen bulguru toplamak için kapı kapı dolaşacakları zaman bu günü hatırlayın ve hatırlatın lütfen. Pirinç zan ettikleri “Beyaz Türklerin”, pardon! “beyaz taşların” dişlerini kıracağı zamana az kaldı ve ne hazindir ki o gün de en çok üzülecek kişi yine ben olacağım galiba.

Sonucuna itiraz için demiyorum ama çukur kazanlara kalkan olmak için yürüyen memurlar bu gün paylaştığımız ortak “devlet odalarında” koltuklarına yaslanıyorlarken bıyık altında kıs kıs gülüyorlar. “Ayrılık-gayrılık” sahiplerini eskiden olduğu gibi yine haklı çıkarıyorlar. Müslüman halkların birliğinden yana olanlara yine “vebalı” muamelesi yapılıyor. Tıpkı “Eski Türkiye”de olduğu gibi…

Çocuklarımızı “ayrılıkçıların” kucağına atacak ne kadar eylem ve söylem varsa bürokratik oligarşi tarafından değil oligarşik bürokrasi tarafından icra ediliyor yeniden. Çözümü kardeşlikte arayan inançlı kesim müfsitlere yem ediliyor. Dindar Kürd’ler hangi aklî ve İslami izah ile kıpır kıpır kaynayan çocuklarını ikna edebilir; enerjilerini hangi saikle doğru yere kanalize edebilirler Allah aşkına siz söyleyin. Bir müfsid (S)aymaz’ın devlet nezdinde yüz binlerce dindar Kürd ettiğinin üstünü nasıl örtebilirler.

Birçok kesim mağdur ediliyor olmakla birlikte özellikle HÜDA PAR tabanına reva görülen bu haksız muamele karşısında tabanı, HÜDA PAR’ın sesinin daha gür çıkmasını bekliyor.